Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
 

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı,
İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM),
Yahya Kaptan Meslek Yüksekokulu (İş ve Uğraşı Terapisi)

Kocaeli Üniversitesi (KOÜ) Tıp Fakültesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) Anabilim Dalı, hem Umuttepe’deki KOÜ kampüsü içinde hem de Yahya Kaptan’da kurulmuş bulunan İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM)’de hizmetlerini sürdürmektedir. Ayrıca ülkemizde daha önceden bulunmayan “İş ve Uğraşı Terapisi” eğitimini vermek ve "İş ve Uğraşı Terapisti" yetiştirmek üzere, İREM’le aynı binayı paylaşmakta olan Yahya Kaptan Meslek Yüksekokulu (İş ve Uğraşı Terapisi Programı) da terapist yetiştirmeye devam etmektedir. Tüm bu kuruluşlar birbirleri ile uyum içinde ve birbirlerinin olanaklarından faydalanarak çalışmaktadırlar.


Umuttepe Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Umuttepe’de KOÜ Kampüsü Tıp Fakültesi Hastanesi içinde FTR için gerekli tüm tıbbi ekipmanı içeren bir tedavi ve rehabilitasyon ünitesi, 18 yataklı FTR kliniği ve iki FTR polikliniği bulunmaktadır. Burada İREM’le paralel olarak aşağıda daha detaylı olarak açıklanmış olan FTR çalışmaları yürütülmektedir.


KOÜ Araştırma ve Uygulama Hastanes FTR Tedavi Ünitesi’nde "Vücut Ağırlığı Destekli Yürüme Eğitimi" Cihazı (Yürüten)


Tedavi ünitesinde bir hasta
fizik tedavide


Tedavi ünitesindeki jimnazyumda
hastalar terapide iken


İzmit Rehabilitasyon Merkezi ( İ R E M )

İzmit’in önemli bir yerleşim merkezi olan Yahya Kaptan’da, Süleyman Demirel Merkezi’nin hemen yanında kurulmuş olan İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM), ülkemizde sadece burada uygulanan bazı FTR uygulamalarını da içeren çalışmalarına devam etmektedir.

İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM)

KOÜ FTR Anabilim Dalı ve İREM; bütün kas-iskelet-sinir sistemi hastalıklarının tanı, tedavi, FTR uygulamalarının yapıldığı ve aşağıda detaylıca anlatıldığı gibi, romatizmal hastalıklar ve osteoporoz, nörolojik hastalıklar rehabi- litasyonu, ortopedik rehabilitasyon, pediatrik rehabilitasyon, el rehabilitasyonu, yutkunma rehabilitasyonu, mesane ve bağırsak felci rehabilitasyonu, pulmuner rehabilitasyon hizmetlerinin verildiği donanımlı birimler halinde çalış- malarını yürütmektedir.


İREM’de FTR polikliniği, erişkin ve pediatrik jimnazyumlar, fizyoterapi ünitesi, iş ve uğraşı terapisi üniteleri, tüm ortez ve protez gereksinimlerinin üretilebildiği bir atölye, transkra- niyal elektriksel stimülasyon ünitesi, bilgisayarlı mental rehabilitasyon ünitesi, 5 kameralı ve dinamik EMG uygulanabilen yürüyüş analizi laboratuvarı, kas-iskelet sistemi hastalıklarının tanısı ve girişimsel işlemler için ultrasonografi olanakları bulunmaktadır.


İREM’de ayrıca ülkemizdeki ilklerden olan "Yutkunma Rehabilitasyonu ünitesi ve pulmoner Rehabilitasyon ünitesi de bulunmaktadır. Bu konularla ilgili detaylı bilgiler "Çalışmalarımız" sekmesinde yer almaktadır.



İREM’de pediatrik jimnazyumdan görünüm


İREM’de ortez-protez laboratuvarı

Sayfa Başı

Çalışmalarımız

KOÜ Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı ve İREM' in Çalışmaları

KOÜ FTR Anabilim Dalı, gerek KOÜ Araştırma ve Uygulama Hastanesi Yerleşkesinde ve gerekse İREM’deki tedavi ve rehabilitasyon ünitelerinde aşağıdaki ana başlıklarda hizmet vermektedir:


Nörolojik Rehabilitasyon:

Başta serebrovasküler olaylara bağlı gelişen hemiplejiler, omurilik yaralanması, kafa travması, multipl skleroz, Parkinson olmak üzere tüm nörolojik hastalıkların rehabilitasyon çalışmaları yapılmaktadır.

Nörolojik rehabilitasyon ile ilgili ülkemizde birçok ilkleri gerçekleştirmiş durumdayız. Ülkemizin ilk "İş ve Uğraşı terapisi (Occupational Therapy)" Meslek Yüksekokulu (Yahya Kaptan Meslek Yüksekokulu 2002 yılında tarafımızca kurulmuş olup bu yüksekokul, Amerika Birleşik Devletleri Shenandoah Üniversitesi tarafından da tanınmıştır. Bu okulumuz bizlere birçok yeni tedavi olanakları sunmaktadır.

Nörolojik rehabilitasyonda uyguladığımız en önemli tedavilerin başında Botulinum Toksin (Botox) uygulamaları gelmektedir. Botox enjeksiyonları ile hastalarımızda spastisitenin azaltılması, ağrının giderilmesi ve fonksiyonun artırılmasında önemli gelişmeler kaydetmekteyiz.

Nörolojik rehabilitasyonla ilgili ülkemizde ilk kez uygulanan zorunlu kullanım tedavisi, nöro-geribildirim tedavisi, bilgisayarlı mental rehabilitasyon uygulamaları oldukça önemlidir.

Türkçe ismini bizzat bizim koyduğumuz zorunlu kullanım tedavisi (ZKT), ya da kısıtlanmayla geliştirilen hareket tedavisi, Bernstein'in dinamik sistemler teorisini temel alan yeni bir nörolojik rehabilitasyon yöntemidir. Bu tedavide inmeli hastalarda sağlam olan kol-el fonksiyonları bir omuz askısı veya eldiven yardımıyla 2-3 hafta süreyle engellenmekte, felçli tarafın fonksiyonel görev ve aktivitelerde yoğun, tekrarlayıcı kullanımını sağlayacak bir terapi programı uygulanmaktadır.

Nöro- geribildirim tedavisi ise, hastanın beyin dalgalarını monitörize ederek bunları hastaya geri bildirme ve hastanın bu dalgaları hekimin planlayacağı şekilde değiştirmesini sağlama prensibine dayanır. Ulusal FTR kongresinde ödül alan nöro-geribildirm çalışmamızı, Güney Kore’de yapılan Dünya FTR Kongresinde verdiğimiz ::konferansla da paylaştık. Nöro-geribildirim tedavisi ile çeşitli hastalıkların tedavisine katkı sağlanabilmektedir. Biz Dünyada ilk kez olmak üzere fibromiyalji sendromunda bu tedavi şeklini kullandık. Şu anda nöro-geribildirim tedavisini inmeli hastalarımıza ve serebral palsili çocuklarımıza da uyguluyoruz.

İnsanda noninvaziv kortikal stimulasyonun etkileri merak uyandırmış ve modern nörofizyolojik noninvazif beyin stimülasyonu tekniklerinden transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDAS), kortikal eksitabilitenin modülasyonunda etkili olabilecek kognitif, duyu ve motor fonksiyonları geliştirebilecek potansiyel bir modalite olarak incelenmiştir.

Kortikal uyarılabilirliğin hedefe yönelik düzenlenmesinin, korteksin sensorimotor alanlarında plastisiteyi arttırdığı bildirilmiştir. Çeşitli araştırma grupları tDAS uygulamalarının plejik el motor fonksiyonlarının gelişmesinde etkileri olduğunu ortaya koymuştur. Bu hastalarda endikasyon dahilinde tDAS de artık kliniğimizde rutin uygulama içine girmiştir.

Yine yüzyılımızın en yeni tedavilerinden olan sanal gerçeklik tedavileri, kısmi vücut ağırlığı destekli yürüme eğitimi, denge platformu çalışmaları kliniğimizde bu grup hastalıklarda uygulanmaktadır.

Bu hastalıklarda gelişebilen yutma problemleri, mesane ve bağırsak felçleri ve seksüel fonksiyon bozukluklarının tanı, tedavi ve rehabilitasyonları özel ilgi alanlarımızı oluşturmaktadır. Yutma rehabilitasyonunda, özellikle yemek sırasında öksürüğü ve/veya yutma sonrasında ses değişikliği olan hastalar gıdaların akciğere kaçışı açısından radyolojik (videofluroskopik) olarak değerlendirilmektedir. Nörolojik rehabilitasyon gereksinimi gösteren hastalarımızın çoğunda mesane fonksiyon bozukluğu da bulunmakta olup tedaviyi planlamada yaptığımız ürodinamik incelemeler çok önem taşımaktadır. Konuyla ilgili detaylı bilgiler aşağıda yer almaktadır.


Pediatrik Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon:

Sıklıkla serebral palsi, spina bifida ve brakiyal pleksus yaralanmalı çocuklarla ilgili rehabilitasyon hizmetleri verilmektedir.

Serebral palsi ve spina bifidalı çocuklar, belirlenmiş günlerdeki plikliniklerde ve konseylerde ayrı olarak değerlendirilmektedir.

İREM’de ayrı bir “Pediatrik Rehabilitasyon Ünitesi” bulunmakta olup bireysel ve grup terapiler düzenlenmektedir.

Pediatrik rehabilitasyon çalışmalarında spesifik uygulamalar yapılmakta olup çocuklarımıza “Dinamik Sistemler Modeli” doğrultusunda terapiler, düzenlenmektedir.

Uygulanan tedavilerin en önemlilerinden birisi botulinum toksin (botox) enjeksiyonlarıdır. Çocuklarımızdaki spastisitenin azaltılması ve fonksiyonun ilerletilmesi amacıyla uygulanan bu enjeksiyonlar sonrasında seri alçılamalar da uygulanmaktadır.

Gereklilik olduğunda zorunlu kullanım tedavisi, transkraniyal doğru akım stimülasyonu (tDAS) tedavileri ve kısmi vücut ağırlığı destekli yürüme eğitimleri yapılmaktadır.

Uyguladığımız önemli bir başka tedavi ise atla terapi (hippoterapi) olup Kartepe Meslek Yüksekokulu ile birlikte çalışılarak yapılmaktadır. Hippoterapide iş ve uğraşı terapisti veya fizyoterapist atın hareketlerini bir tedavi aracı veya yöntemi olarak kullanır ve çocuğun fonksiyonel limitasyonlarını göz önüne alarak denge, potür ve mobilite ile ilgili fonksiyonların geliştirilmesine odaklanır.

Yutma sorunları olan çocuklarımıza spesifik değerlendirmeler yapılmakta ve terapi ve rehabilitasyon programları düzenlenmektedir.


Yutma Rehabilitasyonu:

Ülkemizdeki ilklerden olan bu ünitede özellikle nörolojik hastalıklara bağlı gelişen yutma sorunları ile ilgili tanı, tedavi ve rehabilitasyon hizmetleri sunulmaktadır. Hastalarımızın klinik değerlendirilmelerinden sonra gerekirse videofloroskopik incelemeleri yapılmakta ve gerekli FTR programları düzenlenmektedir. Birçok hasta yutma sorunu olduğu halde semptom vermeyebilmekte, mortaliteye dahi neden olabilen komplikasyonlar ortaya çıkabilmektedir. Ülkemizde konuya ne yazık ki hala gereken önem verilmemekte, çok yüz güldürücü tedavi sonuçlarının olmasına rağmen bu tür hastalarımız çoğunlukla yutkunma yönünden değerlendirilmemektedir.


Nörolojik Mesane ve Bağırsak Rehabilitasyonu:

Özel ilgi alanlarından birisi de özellikle nörolojik hastalıklar sonucunda gelişen nörojenik mesane ve bağırsak fonksiyon bozukluklarının FTR çalışmalarıdır. Hastalarımızın daimi kateterden kurtarılması, öncelikle aralıklı sondalama ve sonrasında spontan idrar yapabilmelerinin sağlanması hedeflenmektedir. Nörolojik mesanesi olan her hastanın ürodinamik çalışması tarafımızca yapılmakta, ve gerekli tedaviler bu çalışmaların verilerine göre oluşturulmaktadır.


Yürüme Analizi Laboratuvarı:

Yürüme analizi yürümenin nasıl olduğuna dair yapılan tüm çalışmaları içerir. Öncelikle, hasta yürürken hekim bu yürümeyi gözle yapılan muayene ile inceler. Sonradan çeşitli aletler ve bilgisayar yardımıyla yürüme, vücut hareketleri, vücut mekaniği ve ilgili kasların aktiviteleri kayıt edilir. Böylece yürüme fonksiyonu objektif ve sayısal olarak değerlendirilir ve yorumlanır. Yürüme fonksiyonunu sayısal olarak ortaya koymak önemlidir. Böylece hastanın yürümesinin istendiği zaman yeniden değerlendirilmesi, yapılmış olan tedavilerin takibi olanaklı olur.

Yürüme analizi gözle bakarak ve hastanın yürüyüşünün videoya çekilmesi ile yapılır. Daha detaylı incelemelerde hastanın gövdesinde uygun noktalara bağlanan işaret yansıtıcılarla yürüyüş verileri bilgisayara aktarılır. Bunlara ek olarak hastanın kaslarının kontraksiyon oranlarını görebilmek için dinamik EMG ölçümleri de yapılır.

İREM’de 2010 yılında kurulan yürüme analizi laboratuvarı özellikle hemiplejik hastalarımızda ve serebral, palsili çocuklarımızda hizmet vermektedir.


Romatizmal Hastalıklarda ve Osteoropoz Tanı-Tedavi ve Rehabilitasyonu:

Poliklinik hizmetlerimiz içinde romatizmal hastalıkların, artritlerin bel-boyun ağrısının tanı, tedavi ve rehabilitasyon çalışmaları yapılmakta olup, osteoporoz ve romatoidartit/ankilozan spondilit için belirlenmiş günlerde ayrı poliklinik hizmetleri verilmektedir.

Bu hastalarımız haftalık yapılan konseylerde değerlendirilmektedir. Ankilozan spondilit, romatoid artrit gibi romatizmal hastalıkların ve osteoporoz hasta grupları oluşturularak, bu hastaların toplu eğitimleri, egzersiz ve rehabilitasyonları yapılmaktadır. Ayrıca hastalarımıza fizik tedavi yöntemleri ve çeşitli enjeksiyon uygulamaları, manyetik alan tedavisi, manipulasyon teknikleri ile ağrı tedavileri endikasyonlar dahilinde yapılmaktadır.

Romatizmal hastalıklar içinde en fazla ankilozan spondilit ve romatoid artrit ile ilgilenilmektedir. Bu hastalıklarla ilgili olarak kurulmuş bulunan “Aktivite Platformu” bünyesinde bilimsel araştırmalar yapılmaktadır. Aktivite platformu; Bursa Üniversitesi, Çanakkale Üniversitesi; İstanbul Bezmialem Vakıf Üniversitesi İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi, Kocaeli Üniversitesi, Trakya Üniversitesi, Zonguldak Karaelmas Üniversitesi FTR Anabilim Dallarının ve İstanbul Fatih Sultan Mehmet Eğitim ve Araştırma Hastanesi FTR Kliniğinin bazı öğretim üyelerinin birlikteliği ile kurulmuştur.

Osteoporoz çok önemli ilgi alanlarımızdan biridir ve konuyla ilgili olarak yapılan bir bilimsel çalışmamız 2008 yılında “osteoporoz Roche Tıp Araştırma Birincilik Ödülünü kazanmıştır.


Ortopedik Rehabilitasyon:

Başta kırık, eklem protez cerrahisi uygulamaları, ön çapraz bağ yaralanması cerrahisi, diğer spor yaralanmaları cerrahisi, omurga cerrahisi ve el cerrahisi rehabilitasyonu olmak üzere tüm ortopedik hastalıkların FTR programları belirli protokoller doğrultusunda uygulanmaktadır.


El Rehabilitasyonu:

Kliniğimizde, tendon-sinir yaralanmalı el hastalarında maksimum fonksiyonel kazanım elde edebilmek için, Ortopedi ve Travmatolji veya Plastik ve Rekonstruktif Cerrahi kliniklerince yapılan cerrahi tamir sonrası, zaman kaybetmeden rehabilitasyon uygulamalarına başlanmaktadır. El rehabilitasyonu ile ilgili hekimler tarafından takip edilmekte olan hastaların klinik durumları göz önüne alınarak Washington modifiye Duran, erken pasif hareket veya immobilizasyon protokollerinden birisi ile fizyoterapi ve iş-uğraşı terapileri uygulanmaktadır.


Pulmoner Rehabilitasyon:

Koronik pulmoner hastalıklarda, hastaların aerobik kapasiteleri önemli derecede azalmakta ve günlük yaşam aktivitelerinde kısıtlılıklar gelişmektedir. Anabilim Dalımızdaki “Pulmoner Rehabilitasyon Ünitesinde” nde ise Göğüs Hastalıkları Kliniğinin refere ettiği başta KOAH olmak üzere solunum problemi olan hastalarda aerobik egzersizi de içeren pulmoner rehabilitasyon programı monitorizasyon altında uygulanmaktadır.


Robotik Uygulamalar:

Son zamanlarda, rehabilitasyon çalışmalarına kısıtlıda olsa katkısı olabileceğine dair tıbbi kanıt içeren robotik uygulamalarla ilgili projelerimiz üniversitemize sunulmuş olup önümüzdeki dönemden itibaren hizmete başlanacaktır.

Hemipleji ve serebral palsi rehabilitasyonunda, Haziran 2003 tarihi itibariyle ülkemizde ilk kez kliniğimizde uygulanmaya başlanan zorunlu kullanım tedavisi.


Sanal gerçeklik tedavisi olarak bir hastamızın denge reaksiyonları üzerinde eğitimi.


Botulinum toksin uygulamaları ve tüm diğer rehabilitasyon uygulamaları ile gerek hemiplejik hastalarımızda gerekse serebral palsili çocuklarımızda önemli iyileşmeler sağlanmaktadır. Botulinum toksin uygulamaları EMG eşliğinde veya elektrostimülasyonla birlikte yapılmaktadır.


Nöro-geribildirim tedavisi, hastanın beyin dalgalarını monitörize ederek bunları hastaya geri bildirme ve hastanın bu dalgaları değiştirmesini sağlama prensibine dayanır.


İREM'de nöro-geribildirim laboratuarında bir hasta tedaviye alınırken.


Çeşitli araştırma grupları, endikasyon dahilinde rutin olarak uyguladığımız transkraniyal doğru akım stimülasyonunun plejik el motor fonksiyonlarının gelişiminde etkileri olduğunu ortaya koymaktadır.


Denge platformu çalışması.


Hemiplejik bir hastamız vücut ağırlığı destekli yürüme eğitimine hazırlanırken.


Ülkemizde ilk "İş ve Uğraşı Terapisi Okulu (Yahya Kaptan Meslek Yüksekokulu)" 2002 yılında üniversitemizde kurulmuştur. Yukarıda iş ve uğraşı ünitesindeki çalışmalardan bir kesit izlenmektedir.


İş-uğraşı terapisi ünitesinde bulunan mutfakta yemek yapma çalışması.


Serebral palsili bir çocuğumuza ameliyathanede uygulanan botulinum toksin enjeksiyonu.


Serebral palsili bir çocuğumuza botulinum toksin enjeksiyonlarından sonra alçı uygulaması.


Atla terapide atın hareketleri bir tedavi aracı olarak kullanılır ve çocuğun denge, postür ve mobilite fonksiyonlarının geliştirilmesine çalışılır.


Tüm çocuk hastalarımız özel eğitim açısından da değerlendirilmekte ve gerektiğinde bireysel ve/veya grup eğitim programlarına, nöro-geribildirim tedavisine ve bilgisayarlı bilişsel rehabilitasyon programlarına alınmaktadırlar.


Zorunlu kullanım tedavisinin serebral palsili bir çocuğumuzda uygulanışı.


Yutkunma rehabilitasyonu için uyguladığımız videofloroskopik çalışmalarından bir görüntü.


Felçli hastalarımızın ölümcül olabilecek mesane-böbrek fonksiyonları yakından izlenmektedir.


İREM'de ülkemizde sadece birkaç merkezde bulunan yüyüyüş analizi laboratuarında bir çalışma yapılırken.


Yürüme analizi çalışması.


Bir hastamızın yürüyüş analizi verileri.


Romatoid artrit, romatizmal hastalıklar içinde sıklıkla tedavi ettiğimiz bir grup hastalıktır.


Ankilozan spondilit ve romatoid artritle ilgili olarak kurulmuş bulunan "Aktivite Platformu" bünyesinde bilimsel araştırmalar yapılmaktadır.


Ortez atölyemizde üretilmiş olan antispastiste splinti.


Pulmoner Rehabilitasyon Ünitesinde bir hastamız rehabilite edilirken.

Sayfa Başı

Hastalıklar (SSS)

İNME (BEYİN FELCİ) İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

İnme (beyin felci, hemipleji) rehabilitasyonu nedir?

Rehabilitasyon, inme geçiren ve hayatına devam eden çoğu hasta için hayatın önemli bir parçasıdır. İnme rehabilitasyonu yaşam biçiminizi değiştirmeniz, yeniden öğrenmeniz veya yeniden tanımlamanız gerektiği anlamına gelmektedir. İnme rehabilitasyonu kimseye bağlı kalmadan yaşamaya dönmenize yardımcı olacak şekilde düzenlenmiştir.

Rehabilitasyonun hedefi, inmenin etkilerine rağmen günlük aktivitelerinize devam edebileceğiniz güç, yetenek ve güveni yaratmaktır.

Rehabilitasyon hizmetleri şunları içerebilir:
  • Hareket, denge ve koordinasyonu yeniden yapacak (onaracak) fiziksel tedavi
  • Banyo yapma, kendi kendine giyinme gibi temel işleri yeniden öğrenmek için iş ve uğraşı terapisi
  • Konuşma terapisi
  • Yutkunma rehabilitasyonu
  • Mesane-bağırsak rehabilitasyonu

Rehabilitasyon inmeli hastaların iyileşmesinde çok önemli kısmı oluşturur. Rehabilitasyon gücü, koordinasyonu, enduransı (aktiviteyi sürdürebilme yeteneği) ve güveni sağlar. Amaç yürüme, konuşma, kişisel bakım yapabilmeyi hastaya yeniden öğretebilmektir. Önceden yapabildiklerini hastaya yeniden öğretebilmektir.

Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi rehabilitasyona gereksinim olup olmadığını, rehabilitasyon gerekirse hangi tip rehabilitasyonun hasta için faydalı olacağını belirler. Hastaların birçoğu rehabilitasyon sonrası daha iyi olacaktır. Rehabilitasyon hastanın tıbbi durumu stabil olduktan hemen sonra başlar. Beyin iyileştikçe bazı gelişmeler kendiliğinden de görülebilir.

Rehabilitasyon alanındaki gelişmelerden dolayı hastaların tedavisi son zamanlarda daha umut verici hal almıştır. Ekip çalışmaları her zaman daha iyi sonuç vermektedir. Aile bireyleri oluşan özürlülük ve engellilik hakkında bilgi sahibi olmalı ve hastanın istenilen fonksiyonunu yeniden kazanabilmesi için yardım etmelidir.

Rehabilitasyon programı hastanın tüm kişisel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde planlandığından, her hastaya uygulanacak program farklı olacaktır. Ancak bazı tedavi ilkeleri şunlardır:

  • Temel hastalığı (inmeye neden olan hastalığı) tedavi etmek ve komplikasyonları önlemek
  • Engelliliği ortadan kaldırmak ve hastanın fonksiyonlarını geliştirmek
  • Hasta ve ailesini yaşam tarzı değişikliklerine uygun eğitmek
Hemipleji rehabilitasyon ekibinde kimler yer alır?
  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanında uzmanlaşmış olan aynı zamanda da ekip lideri olan doktor
  • Fizyoterapist
  • İş- uğraşı terapisti
  • Rehabilitasyon hemşiresi
  • Psikolog
  • Dil- Konuşma Terapisti
  • Sosyal hizmet görevlisi
  • Yutkunma bozukluğu uzmanları
  • Ortez ve protez teknisyeni
  • Beslenme uzmanı
  • Rekreasyon uzmanları (Hastaların felç öncesinde sevdiği aktivitelere/ hobilerine dönmede yardımcı olurlar)
  • Hasta ve ailesi
İnmede etkilenen sistemler nelerdir?

Paralizi ya da hareket kontrol bozukluğu, ağrıyı da içeren duyusal bozukluklar, konuşma ve anlama patolojileri, düşünce ve hafıza bozuklukları ile duygusal (emosyonel) problemler hemiplejide sık görülen problemlerdir.

Tedavide amaç, hareketi, düşünceyi, konuşmayı ve kişisel bakımı geliştirmektir. İnme sonrası hastalarda fiziksel ve bilişsel bozukluklara ilave olarak klinik depresyon ve uygunsuz gülme-ağlama görülebilir. Bundan dolayı tedavide hastanın duygusal ihtiyaçları da dikkate alınmalıdır.

İnmenin etkileri nelerdir?
  • Vücudun bir tarafında (yalnızca kol veya bacağı etkileyebilecek) güçsüzlük ya da felç durumu (beynin etkilenen tarafının karşı vücut yarısında güçsüzlük olur. Örneğin beynin sağ tarafı hasar görmüşse genellikle vücudun sol tarafında güçsüzlük gelişir).
  • Kaslarda katılık (spastisite), ağrılı kas spazmları
  • Dili kullanmakta ve konuşmayı anlamakta, yazı yazmakta güçlük (afazi); doğru kelimeleri bilmek fakat onları açıkça söylemekte güçlük (dizartri); vücudun bir yarısındaki duyunun farkında olmamak ya da diğer vücut yarısını ihmal etmek
  • Ağrı, uyuşukluk
  • Hafıza, düşünme, dikkat ve öğrenme problemleri
  • İnmenin etkilerinin farkında olmamak
  • Yutma güçlüğü
  • Bağırsak ve mesane kontrolünde problemler (idrar ve büyük abdesti tutamama)
  • Yorgunluk
  • Duyguları kontrol etmede güçlük (emosyonel ve duygusal kararsızlık)
  • Depresyon
  • Günlük yaşam aktivitelerinde güçlükler
İnme rehabilitasyonun amaçları nelerdir?

Rehabilitasyonun amacı mümkün olduğu kadar kişiye yardım edip başkalarına olan bağımlılığı engellemektir. Bazen bildiğiniz şeyleri tekrar öğrenmek ya da bazı şeyleri yapmak için yeni yollar öğrenmek zorunda kalırsınız. Ayrıca size güç vermek ve yorgunluğunuzu engellemek amacıyla fiziksel durumunuzu korumak ve geliştirmek önemlidir. Yaklaşık 20 inme hastasından 1 tanesi yemek yeme, giyinme, tuvalet ve banyo yapma gibi günlük yaşam aktivitelerinde devamlı yardıma ihtiyaç duyar. Rehabilitasyon programı, hastaya farklı yönlerde yardım etme amacıyla düzenlenen terapileri içerir. Fizik tedavi kas gücünü yeniden kazanmaya yardımcı olur ve zayıf, felçli kaslara güvenli olarak hareket etmeyi öğretir. İş ve uğraşı terapisi yemek yeme, giyinme, kişisel bakım gibi ev içi aktiviteleri yeniden öğrenmeye yardımcı olur.

Rehabilitasyonun amacı, inme geçirmiş hastanın mümkün olan en yüksek bağımsızlık seviyesine ulaşmasını sağlamak ve mümkün olan en fazla üretkenliğe ulaştırmaktır. İnme geçirenlerde rehabilitasyon gereksinimleri karışık olduğundan tedavinin ilerlemesi ve iyileşme her bireyde farklılık gösterir. Fonksiyonel yeteneklerin birçoğu inmeden hemen sonra düzelebilmesine karşın, iyileşme devam eden bir olaydır.

Aktif inme rehabilitasyonu nasıl başlar?

Aktif inme rehabilitasyonu hastanın medikal (tıbbi) durumu stabil hale geldikten hemen sonra başlar. İlk adım bağımsız hareketi ve eklem hareket açıklığı egzersizlerini desteklemektir. Eğer hasta kol ve bacağını hareket ettiremiyorsa terapist uygun şekilde kol ve bacağı hareket ettirecektir.

Rehabilitasyon küçük adımlarla ilerler; önce oturma, sonra yataktan tekerlekli sandalyeye geçme, ayakta durma ve yük aktarma, yardımlı veya yardımsız yürüme şeklinde devam eder. Daha sonra da banyo yapma, giyinme, tuvaleti kullanma gibi karmaşık görevler yapılmaya başlanır.

Hemipleji rehabilitasyonu programı nasıl düzenlenir?

Klinik değerlendirmeler, inme rehabilitasyonunda uzmanlaşmış Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekiminin muayenesi ile başlar. Her hastaya hastanın gereksinimlerine göre ayrı bir rehabilitasyon programı belirlenir. Belirlenen bu program çerçevesinde rehabilitasyon ekibi tarafından hastanın tedavisi yerine getirilir. Uygulanacak terapinin tipi ve miktarı her hastanın ihtiyacına göre değişir.

İş ve Uğraşı Terapisti inme rehabilitasyonunda neler yapar?

İş ve uğraşı terapistleri hastanın inme sonrasında fonksiyonel bağımsızlığını yeniden kazanmasına yardım edecek şekilde eğitimden geçirilmişlerdir. Ülkemizin ilk ve tek “İş ve Uğraşı Terapisi Meslek Yüksekokulu” Kocaeli Üniversitesi bünyesinde İREM’de 2002 yılında kurulmuş ve eğitime başlamıştır. İnme sonrası hastada gelişen hareket, koordinasyon ve algılamayla ilgili problemler yıkanma, giyinme, yemek yeme, ev işi yapma ve merdiven inip-çıkma gibi en temel günlük aktivitelerin yerine getirilmesini zorlaştırabilir. İş ve uğraşı terapistleri, Fizik Tedavi Rehabilitasyon hekiminin çizdiği programlar doğrultusunda, bozulan fonksiyonların yeniden hastaya kazandırılması için çalışırlar. Ayrıca hastanın iş hayatına dönmesine, normal hayattaki hobilerine ve eğlence aktivitelerine dönmesine veya yeni hobiler edinmesine, hafıza ya da konsantrasyonla ilgili problemlerin üstesinden gelebilmesine yardımcı olur.

İş ve uğraşı terapisti, hastanın fiziksel (güç, koordinasyon ve denge), bilişsel (hafıza, problem çözme, bir aktiviteye odaklanma), görsel (tarama ve derinlik algılama), psikolojik (moral bozukluğuyla başa çıkma) ve duyusal becerilerindeki (farklı şekilleri algılama, yer kavramının olması) bozukluklarla ilgili terapiler düzenlerler.

İş ve uğraşı terapistleri, hastanın fonksiyonel bağımsızlığını artırmak için iyileştirilmesi gereken problemleri hasta ve ailesi ile de birlikte değerlendirirler. Bu problemlerin çözümü için terapist hastaya uygun çeşitli teknikler kullanır. Fonksiyonelliği artırmak için tek elle yemek yeme veya giyinme, hafızayı geliştirmek için liste ya da günlük tutma, fiziksel veya zihinsel becerileri geliştirmek için el yetenekleri veya tahta oyunları tedavi amacıyla kullanılan tekniklerdir. Terapi, genellikle basit aktivitelerle başlar ardından hasta ilerleme gösterdikçe daha zor olanlarla devam eder.

Bunların yanı sıra iş ve uğraşı terapisti, hasta için uygun olan cihaz/donanımların kullanılmasını hastaya öğretir, hastanın günlük aktivitelerini kolaylaştırmak amacıyla hastanın evinde/işyerinde gerekli düzenlemeleri yapar. Aile bireylerine ve hasta refakatçisine de bu konularda eğitim verir.

Fizyoterapist hemipleji rehabilitasyonunda neler yapar?

İnme, yorgunluğa veya vücudun tek tarafında denge ve koordinasyonla ilgili problemlere neden olabilir. Fizyoterapist inme geçiren bir hastanın vücudunu hareket ettirebilme yeteneği ile ilgili (örneğin; yatakta oturma, ayağa kalkma, oturma, yürüme veya merdiven çıkma) terapiler düzenler. Hastaların fonksiyonel hareketliliğini yeniden sağlamak için çeşitli tedavi tekniklerinden faydalanır.

Fizyoterapi mümkün olduğunca fazla hareket ve kas kontrolü kazanılmasına yardımcı olur. Eğer hasta hareket edemiyorsa, fizyoterapist öncelikle hastanın yatakta doğru pozisyonda olduğundan emin olur. Kaslar ve eklemlerde çeşitli kısıtlılıklar gelişmemesi için düzenli aralıklarla hastanın pozisyonunu değiştirir. Eğer inme geçiren kişi yatakta veya sandalyede dik oturmakta güçlük çekiyorsa fizyoterapist dengeyi sağlamaya çalışır. Hasta hazır olduğunda çeşitli ekipman veya başkalarının desteği ile ayağa kalkabilir, sonrada emniyetli bir şekilde hareket edebilir.

Felçli taraf kol ve bacağın tedavisi küçük yol gösterici/yardımcı hareketlerle ve temel işleri yapmakla başlar. Tedavinin ilerlemesi ile hastanın durumuna göre vücudun her iki yanının da çalışmasını sağlayacak daha büyük ve zor egzersizler öğretilir. Bu şekilde vücudun inmeden etkilenmeyen diğer yarısının aşırı kullanılması engellenmiş olacaktır.

Fizyoterapist çeşitli teknikleri ve yardımcı araç, gereç ve cihazları kullanarak hastanın günlük yaşam aktivitelerinde mümkün olabilecek en yüksek seviyedeki bağımsızlığını sağlamak üzere çalışmalar yapar.

İnme rehabilitasyonunun başarılı olması nelere bağlıdır?
  • İnmenin nedenine
  • Lezyonun beyindeki yeri ve ciddiyetine, beyin hasarının derecesine
  • İnmeden oluşan özürlülük ve engelliliğin tipi ve derecesine
  • Rehabilitasyonun ne kadar erken başladığına
  • Hastanın genel sağlığına
  • Hastanın tutumuna
  • Rehabilitasyon ekibinin yeteneklerine
  • Aile bireyleri ve çevresinin uyumuna
  • Aile ve toplum desteğine
Yeniden eskisi gibi olabilecek miyim?

İnmeden sonra vücudunuzda önemli değişiklikler meydana gelir. Bunun nedeni; inmede esas olarak günlük yaşamda hislerimizi, düşünmemizi ve hareketlerimizi kontrol eden beynin etkilenmiş olmasıdır.

Günlük işlevlerin kontrolünü yeniden kazanmam ne kadar zaman alacak?

İnmeden sonraki ilk 6 ay boyunca doktorunuz beynin hangi fonksiyonlarının iyileşmekte olduğunu saptayabilir. Siz günlük işlerde (günlük yaşam becerilerinde) aktif hale geldikçe fonksiyonel yetenekleriniz düzelmeye devam edecektir. Hatta giyinme, banyo yapma veya yemek yeme gibi en temel fonksiyonlarda iyileşme meydana gelecek ve bağımsızlığınız artacaktır.

İnme rehabilitasyonuna neden ihtiyacım var?

Rehabilitasyon eğitime benzer; rehabilitasyon ekibinin yardımıyla yaşam becerilerini yeniden kazanmak için çalıştığınız bir süreçtir. Günlük yaşam becerileriniz, ancak rehabilitasyonda öğrendiğiniz teknik ve stratejileri tekrarlamaya devam ettiğiniz sürece gelişme gösterecektir. Rehabilitasyon bir yaşam modeline dönüşecektir.

Rehabilitasyonum ne kadar sürecek?

Rehabilitasyon, hayatı değiştiren davranış sürecidir. Rehabilitasyon sürecinde öğrenilen telafi edici teknikler, stratejiler ve tedavi edici programlar, aslında fonksiyonel düzeyi korumak veya artırmak için yapılan ve hayat boyu süren planlardır. Rehabilitasyon, yatan hasta olarak hastanede, evinizde veya tedavi için hastaneye günlük gidip gelerek poliklinik şartlarında uygulanabilir.

Hemipleji rehabilitasyonunda kullanılan çeşitli ortezlere sonradan da gereksinim duyacak mıyım?

Eğitim ve terapi sayesinde herhangi bir yetersizliği ortadan kaldıracak veya üstesinden gelecek şekilde size uygun cihazlarla yürümeyi öğrendiniz. Eğer size önerilen destekleri veya cihazları kullanmazsanız ileride hareketliliğiniz ve yürüme sırasındaki emniyetiniz bozulabilir.

Eşim inme geçirdi ve kişilik değişikliği oluştu. Bu normal mi?

İnme sonrası hastalarda çeşitli kişilik değişiklikleri sıklıkla görülebilmektedir. Hastalar çevrede olup bitenlere değişik tepkiler verebilirler. Örneğin, daha önceden hiç olmadığı şekilde kolaylıkla ağlayabilirler. Bu tür davranışlarla nasıl baş edeceğini bilemeyen aile bireyleri için bu, zor bir durum olabilir. Fonksiyon ve becerilerdeki bu değişiklikler çeşitli sosyal rolleri (anne-baba, aile reisi vb.) de etkileyebilir. Hatta aile içi ilişkileri de değiştirebilir. Etkili bir rehabilitasyon zamanla bu problemlerin de üstesinden gelecektir.

Aile nasıl yardımcı olabilir?

Hastanın ailesi rehabilitasyonda önemli rol oynar. İlgili, becerikli ve bakım yapabilecek bir aileye sahip olmak rehabilitasyon sürecini olumlu yönde etkileyen önemli bir faktördür. Hastanın ne tür sıkıntılarla karşılaşabileceği ve bu sıkıntıların hastayı nasıl etkileyebileceği aile bireylerine açıklanmalıdır. Bu sayede hastaneden çıkıldığında aile için çözüm üretmek daha kolay olabilecektir.

İnmede “Zorunlu Kullanım Tedavisi (ZKT)” nedir?

Zorunlu kullanım tedavisi, inme sonrasında uygulanan yeni bir rehabilitasyon yaklaşımıdır. İnmede zorunlu kullanım tedavisi, etkilenmemiş uzuvların kullanımını kısıtlamayı ve hemiplejik uzvun hareket pratiğini içerir. Bu tekniğin, inme sonrası hastaların etkilenen kol-el (üst uzuv) fonksiyonlarının gelişmesinde hayli etkili olduğu gösterilmiştir. Bu tedavi daha önce tedavi görmüş birçok hasta için hareket kalitesini geliştirmiş, günlük yaşam aktivitelerinde etkilenmiş uzuvların kullanımını önemli ölçüde arttırmıştır. Bu tedavi beyin organizasyonu ve fonksiyonunda kayda değer değişiklikleri meydan getiren rehabilitasyon tekniğidir.

İnmede depresyon oluşur mu?

İnmede duygusal değişiklikler, beyin hasarı ya da fonksiyon kaybı nedeniyle oluşabilir. İnmeden sonra duygusal durumda dalgalanmalar meydana gelebilir. Moralin çok yüksek olduğu bir durumda aniden moral bozulabilir veya depresif hale gelinebilir. Birden ağlama başlayabilir, ağlama hızlıca durabilir veya gülme başlayabilir.

İnmeden hemen sonra duyguları kontrol etmede güçlük olacaktır. Zamanla bu durum iyiye gidecektir. Hastaların kendilerini depresif, üzgün veya kızgın hissetmeleri olağandır. Duygusal reaksiyonlar ve depresyon inme sonrası sıktır; fakat tedavi edilebilir.

İnmeden sonra araba kullanılabilir mi?

Araba kullanmak özgürlük hissi verir ve inmeden sonra da araba kullanmak istenebilir. Bununla beraber inme, hareketliliği, görüş alanını, düşünmeyi ve iletişim yeteneklerini etkileyebilir. Reaksiyon verme süresi de yavaşlayabilir. Bu değişikliklerin hastanın ve diğerlerinin güvenliğini nasıl etkileyeceği açıktır. Doktor, inmeden sonra araba kullanımının ne zaman güvenliği olabileceği kararını vermede yardımcı olabilir.

Eğer hastanın araba kullanması sakıncalı ise, hastaya kendisinin ve diğerlerinin güvenliği için sorumlu tercihi yapmak yönünde teselli olmayı öğretmek gerekir. Ulaşım için toplu taşıma araçları, özel karavanlar, taksi ve birçok başka taşıma çeşitleri kullanılabilir.

Akrabalar inme geçiren sevdiklerinin iyileşmelerinde neler yapabilirler?

Eğer inme geçirmiş birinin yakını veya akrabası iseniz onu cesaretlendirmeli ve destek olmalısınız. Hastayı hastanede veya rehabilitasyon merkezinde ziyaret edin. Aile bireyleriyle televizyon seyretmek, radyo dinlemek, satranç veya kâğıt oyunları oynamak hastayı rahatlatabilir. Bazı rehabilitasyon seanslarına gidip gidemeyeceğinizi öğrenin. Bu, rehabilitasyonun nasıl çalıştığını ve sevdiğinize daha iyi olması için nasıl yardımcı olabileceğinizi öğrenmenizde iyi bir yoldur.

Rehabilitasyonda öğrendiğiniz yeteneklerin uygulanmasında hastanıza yardım edin ve onu cesaretlendirin. O, yalnız başına ne yapabilir, yardımla neyi yapabilir ve neyi hiç yapamaz bulmaya çalışın. Hastanın yalnız yapabileceği işleri ailesinin yapmasına engel olun. Her görevi yardım almaksızın yaptıkça güveni artacaktır.

İnmede yutma rehabilitasyonu nedir?

Yutma değerlendirmesi (testi) hastanede ilk yapılacak değerlendirmelerden biridir. Başlangıçta, kişinin bir yudum suyu öksürmeden veya tıkanmadan yutabildiğini görmeyi içerir. Hastanın yutmada zorluğu varsa Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon uzmanı doktor hastayı görmelidir. Sonrasında bir diyetisyenle kolay yenebilecek diyet ve doğru gıdalar üstünde çalışabilir. Bazı hastalar püre yapılmış katı gıdalar ve kıvamlı içeceklere ihtiyaç duyabilir.

İnme geçiren kişi kendini besleyebiliyorsa veya yardım alarak besleniyorsa yiyeceklerin ve içeceklerin soluk borusuna kaçmasından korunması için doğru oturma pozisyonu ve uygun yeme metotlarını öğrenmek zorundadır.

Hasta ağız yolu ile beslenemiyorsa özel beslenme teknikleri kullanılır. Nazogastrik beslenme, burundan bir tüpün geçirilip yiyeceklerin mideye ulaştırılması işlemidir. PEG (Perkutan Endoskopik Gastrostomi) karın duvarından direkt mideye giden bir beslenme tüpüdür.

Emniyetli yutmanın ipuçları nelerdir?
  • Yemeğinizi sessiz ve rahat yiyin. Acele etmeyin.
  • Öğünlerinizi küçük ve sık yapın.
  • Bir kerede bir çay kaşığı kadar lokma alın ve ağzınızdaki lokmayı yutmadan diğerini almayın.
  • Aynı lokmada yiyecek ve içecekleri ağzınızda karıştırmayın.
  • Yemek yerken konuşmayı denemeyin.
  • Her yemekten sonra yarım saat dik pozisyonda oturun.

İnmede duyu bozukluğu olur mu?

İnme, duyuda hasar meydana getirebilir. Örneğin duyuda anormal azalma, sıcak veya soğuk hissi ve iğnelemeye benzer karıncalanma hissi olabilir. Fizyoterapi bu hislerin bazılarında rahatlama sağlayacaktır.

İnmede görme bozukluğu olur mu?

İnme, sıklıkla çift görme, bulanık görme veya kısmi körlüğe neden olabilir. Denge sağlama, koordinasyon veya alışılmış şeyleri/insanları fark etmede güçlük yaşayabilen bazı hastalar sağ veya solundaki kişiyi/eşyayı göremezler (hemianopi). Fizyoterapist veya iş uğraşı terapisti, hareket ve egzersizlerle görülmeyen alanın telafi edilmesini sağlayabilir. Klinik psikolog, alışılmış kişi veya nesneleri fark etmek gibi bilgileri yeniden yapılandırabilir. Göz hekimi, gözlük gibi görmeye yardımcı elemanları tavsiye edebilir.

İnmede idrar-gaita sorunları bozukluğu olur mu?

Bağırsak ve mesane kontrol problemlerine hemiplejide çok sık rastlanır. İdrar veya gaitanın kontrol kaybı (inkontinans) sinir hasarı, kas kontrol kaybı ve diyet değişikliği nedeniyle gelişebilir. İletişim ve hareket problemleri inkontinansı kötüleştirebilir. Hasta tuvalet ihtiyacı olduğunu diğer insanlara anlatmakta güçlük çekebilir veya zamanında tuvalete götürülemeyebilir. Birçok hastada bu sorunlar basit tedavilerle düzeltilebilir. Komplike vakalarda doktor gerekli ileri tetkik ve tedavileri yapar.

İnmede oluşabilecek psikolojik değişiklikler nelerdir?

Öfke, umutsuzluk, hayal kırıklığı ve keder benzeri hisler inme geçiren hasta ve onların aileleri için normal hislerdir. İş ile ilgili üzüntüler, parasal kayıp, yakın dostlukların ve güvenin kaybı anksiyete ve depresyon nedeni olabilir. Hemiplejiyi takip eden yorgunluk, depresyonu kötüleştirebilir. Hasta duygularını kontrol etmekte zorlanır. Dramatik duygu dalgalanmaları ve ani patlamalar; örneğin yanlış zamanda gülme, ağlama beyinde inmenin hasar verdiği alana bağlı olabilir.

Bu belirtileri ve hisleri anlamasına yardımcı olmak ve bunlarla başa çıkmak rehabilitasyonun önemli bir parçasıdır. Bulgular ciddi veya uzun süredir varsa bir psikolog veya psikiyatrist tavsiyesine başvurulmalıdır.

İnmede oluşabilecek mental değişiklikler nelerdir?

İnme; düşünme, yoğunlaşma, hatırlama, karar verme, sebep-sonuç ilişkisi, planlama ve öğrenme gibi mental yapılanmada problemlere neden olabilir. Klinik psikolog, zorlukları tayin eder ve bunları iyileştirme yolları arar. Örneğin; hafıza kaybı olan hasta günlük yaptığı işleri hatırlatacak notlar tutabilir. Konsantrasyon problemleri olanlar yavaş öğrenmek ve karışıklıktan kaçınmalıdır.

Sayfa Başı

OSTEOPOROZ (KEMİK ERİMESİ) İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

Osteoporoz (kemik erimesi) nedir?

Osteoporoz kelimesi osteo (kemik) ve poroz (gözenekli) kelimelerinin birleşmesinden oluşur; halk arasında “kemik erimesi” olarak bilinir. Osteoporoz; kemik yoğunluğunun azalması ve kemik yapıda kırılmayla giden bir hastalıktır. Kemik yoğunluğunun azalması kırık riskinin artmasına neden olmaktadır. Normalde kemik, yaşam boyunca kendi kendini yeniler ve biçimlendirir. Yani kendi hücreleri tarafından sürekli olarak yapılır ve yıkılır. Buna “remodelling (yeniden yapılanma)” denir. Osteoporoz; yıkımın yeni kemik yapımından daha fazla olması sonucu ortaya çıkar.

Osteoporozun nedeni nedir?

Osteoporoza yol açan faktörler tam olarak bilinmemektedir. Ancak osteoporoz gelişme olasılığını arttıran risk faktörleri belirlenmiştir. Bunlar ayrı bir maddede aşağıda belirtilmiştir.

Osteoporoz niçin bu kadar önemli bir sorundur?

Amerikan verilerine göre osteoporoz 300.000 kalça, 700.000 omurga kırığını içermek üzere her yıl toplam 1,500.000’den fazla kırığa neden olur. 50 yaş üzerindeki her 2 kadından 1’i ve her 8 erkekten 1’i hayatı boyunca osteoporoza bağlı kırığa maruz kalırlar.

Osteoporozun belirti ve bulguları nelerdir?

Kemik kaybı genellikle herhangi bir belirtiye neden olmadığı için osteoporoz “sessiz hırsız” olarak adlandırılır. İnsanlar ani gerilme veya düşmeye bağlı kırık gelişinceye kadar kemiklerinin zayıfladığının farkına varmazlar. Omurgadaki osteoporoza bağlı bozulmayı röntgen gösterebilir. Omurga kırıkları oluştuğunda sırt ağrısı, boy kısalması ve bel kemiğine ait şekil bozuklukları meydana gelebilir. Düşük kemik yoğunluğunun tespitinde DEXA tetkiki kullanılır.

Osteoporoz hastaları nasıl etkiler?

Osteoporozlu hastalarda karşılaşılan en önemli problem kemik kırığı riskidir. Kırık oluştuğunda kişinin bağımsızlığı, hayat kalitesi ve hatta yaşam süresi önemli ölçüde azalır. Omurga kırıkları hastanın sırt ve belinde ilerleyici şekil bozukluklarına neden olur. Omurga kemiklerinde kırıklar aniden oluşabilir. Hastalarda boy kısalığı gelişebilir ya da omurgada kamburluk (kifoz) olarak bilinen şekil bozukluğu oluşabilir. Hasta; kemik kırığı korkusu veya aşırı ağrı nedeniyle yürüme, eşya kaldırma, giyinme, ev temizleme, alışveriş ya da diğer basit günlük aktivitelere katılmak istemeyebilir. Hastada vücut değişikliğine bağlı gelişen özgüven azlığı, bağımsızlığın azalması ve gelecekte olabilecek kırıklar nedeniyle depresyon gelişebilir.

En ciddi problemler kalça kırıkları sonucu gelişir. Kalça kırıkları tedavisi genellikle cerrahi müdahale gerektirip, hastane yatışına neden olurlar ve uzun süreli ya da sürekli bakım gerektirir. Ayrıca ağrı ve fiziksel engellilik, günlük yaşam aktivitelerini gerçekleştirmede yetersizlik ve kişisel bağımsızlığın kaybına neden olur. Bu faktörler tek başına ya da hep birlikte, duygusal sağlığın ve sosyal hayatın bozulmasına neden olur. Elli yaş ve üstünde kalça kırığı geçiren hastaların %24’ü kırık sonrası ilk yılda ölürler.

Osteoporozu olan insanların kemikleri neden daha sık kırılıyor?

Osteoporoz, kemik kütlesinin birim hacminde azalmaya yol açar. Bu düşük kemik kütlesi, normal kemik yapısının mimarisinin bozulmasına, kemik dokusunun bozulmasına ve böylece kemiklerin daha kırılgan olmasına neden olmaktadır. Bunun sonucu olarak osteoporozu olan kişilerin kemikleri osteoporozu olmayanlara oranla daha zayıf ve kırılgan hale gelir. Bu durum insan iskeletindeki en fazla yük taşıyan eklem olan kalça başta olmak üzere kırıklara yatkınlığı artırmaktadır.

Osteoporozun sadece menapoza girmiş kadınları etkilediği doğru mudur?

Hayır. Bütün kadınlar ve erkekler osteoporoz açısından risk altındadırlar. Tüm kalça ve omurga kırıklarının 1/3’ünü erkek hastalar oluşturmaktadır. Erkeklerde ostoporoz kadınlara oranla 10-15 yıl sonra başlar. Ufak tefek ve zayıf erkekler, şişman erkeklere oranla osteoporoza daha yatkındır. Ancak osteoporoz saptanan insanların çoğunluğunu menapoz dönemindeki kadınlar oluşturmaktadır.

Osteoporoz için risk faktörleri nelerdir?
  • Menapoza girmek
  • İleri yaş
  • Düşük vücut ağırlığı
  • Ufak tefek-minyon yapılı ve beyaz tenli olmak
  • Etnik köken (Asya ve Kafkas orjinli olmak)
  • Egzersiz yapmamak, hareketsizlik
  • Sigara içmek
  • Aşırı miktarda kafeinli gıda (çay, kahve, kola vb.) tüketmek
  • Aşırı miktarda alkol kullanmak
  • Ailede osteoporoz veya osteoporoza bağlı kırık öyküsü bulunması
  • Düzensiz ve kalsiyumdan fakir beslenmek
  • Vitamin D eksikliği
  • Kadınlar için çocuk doğurmamak
  • Kadınlarda östrojen (kadınlık hormonu), erkeklerde testesteron (erkeklik hormonu) eksikliği
  • Aşırı tuz ve proteinli gıda tüketmek
  • Tiroid bezi hastalıkları
  • Bazı romatizmal hastalıklar
  • Osteoporoza neden olan ilaçları (kortizon, heparin vb.) uzun süre kullanmak
  • Böbrek yetmezliği

Bende osteoporoz var mıdır?

Kemik kaybının belirlenebilmesi için kemik yoğunluğu ölçümüne (kemik taraması) ihtiyaç duyulur. Kemik yoğunluğu ölçümü için çok çeşitli yöntemler vardır. Ancak kemik yoğunluk ölçümü çoğunlukla DEXA testi ile yapılır. 65 yaş üzerindeki tüm kadınlara kemik taraması tavsiye edilmektedir. Menapoz dışında yukarıda belirtilen risk faktörü olanlar, menapoza girmiş ve kırık hikayesi olanlar osteoporozun erken tespiti için Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon hekimine danışmalıdırlar.

Kemik yoğunluğu testi (kemik taraması) nedir, canımı acıtır mı?

Kemik taraması, röntgen ışınları ile omurga ve kalçadaki kemik kaybını 10-20 dakikada gösteren bir testtir. Herhangi bir şekilde acı duymazsınız.

Kemik yoğunluğu testini kimler yaptırmalı?

Yakın zamanda yayınlanan “Ulusal Osteoporoz Kurumunun” belirlediği kemik yoğunluk testini yaptırması gerekenler şunlardır:

  • Diğer risk faktörlerine bakılmaksızın 65 yaş ve üzeri kadınlar
  • Menapoz dışında bir veya daha fazla osteoporoz riski taşıyan menapozdaki kadınlar
  • Kırık hikayesi olan bütün menapozdaki kadınlar

Osteoporozu nasıl önlerim?

Yapılan çalışmalar osteoporozun önlenebilir bir hastalık olduğunu göstermiştir. Osteoporozun önlenmesi ve tedavisi yaşınıza, cinsiyetinize, hastalığın şiddetine ve beraberinde başka hastalığınız olup olmadığına bağlıdır. Ancak herkes için alınacak ilk önlem yeterli kalsiyum desteği ve uygun sporlardır. Osteoporoz varlığında ise, Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon hekimi tarafından tedavi edici başka ilaçlar önerilebilir.

Osteoporozu önlemek için şunlar önemlidir:

  • Kalsiyum, enerji ve vitaminlerden oluşan aşırı proteinli olmayan dengeli diyet
  • Gençlikte doruk kemik kütlesine ulaşmak, yaşlılıkta kemik kaybını önlemek için kalsiyum (1000-1500 mg/gün) önemlidir
  • Eksikliği durumunda günlük 400 ile 800 Ünite D vitamini alımı
  • Magnezyum eksikliği durumunda (diyabetik, alkolik ya da diüretik kullananlarda) magnezyum takviyesi
  • Alkol tüketilmemesi veya sınırlandırılması
  • Sigara içmeme
  • Kemiğe toksik etkileri olan ilaçlardan uzak durma
  • Fiziksel egzersiz yapmak ve ileri yaşlarda düşmelerin önlenmesi

Ne kadar kalsiyum almalıyım?

Kalsiyum yemeklerden sonra bir alımda 500 mg’dan yüksek dozda olmayacak şekilde alınmalıdır. Kalsiyum 400-800 Ünite/gün vitamin D ile birlikte alınmalı.

Aşağıdaki listede yaşa göre alınması gerekli kalsiyum dozlarını göstermektedir:

YAŞ

1-10 yaş arası
11-18 yaş arası
18-50 yaş arası
50 yaş üzeri

GÜNLÜK DOZ

1000 mg
1600 mg
1100-1500 mg
1500 mg

Başka nasıl kalsiyum alabilirim?

Diyetle yeterli kalsiyum almak mümkündür. Aşağıda birkaç kalsiyum kaynağı ve içerdikleri kalsiyum miktarları görülmektedir:

Süt Ürünleri

Süt
Anne sütü
Az yağlı yoğurt
Kaşar, parmesan vb. peynir
Beyaz Peynir

Ölçü

1 su bardağı
1 su bardağı
1 kase
Kibrit kutusu
Kibrit kutusu

Kalsiyum miktarı (mg)

300
79
415
200
155

Sebzeler

Karalahana
Brokoli
Bamya
Lahana
Ispanak

1 porsiyon
1 porsiyon
1 porsiyon
1 porsiyon
1 porsiyon

357
178
176
179
125

Diğerleri

Portakal
Peynirli pizza
Vanilyalı dondurma
Yumurta sarısı
Fındık

1 orta boy
1 dilim
Yrım kase
1 adet
100 gr

72
290
85
147
200

Diyet ve yaşam tarzının osteoporoz üzerine büyük etkisi var mıdır?

Evet kesinlikle vardır. Çok az egzersiz yapan veya hiç yapmayan, sigara ve alkol kullanan, özellikle kalsiyumdan fakir olan sağlıksız diyetle beslenen kişiler sağlıklı yaşam tarzı olanlardan daha fazla osteoporoz riskine sahiptir. Düzenli egzersiz, sigara kullanmama, düşük proteinli, kalsiyumdan ve magnezyumdan zengin diyet, alkol alınmaması osteoporoz gelişimini önler veya bulunduğunuz durumu korumanızı sağlar.

Osteoporoz nasıl tedavi edilir?

Erken tanı ve tedavi kemik kaybını önlemek için en iyi yaklaşımdır. Osteoporozu olanlarda tıbbi tedavi kemik kaybını yavaşlatır ve kırık riskini azaltır. Genel tedavi kalsiyum ve D vitaminini kullanmayı içerir. Hastanın durumuna göre östrojen (kadınlık hormonu), kalsitonin veya bifosfanatlar kalsiyum ve vitamin D tedavisine eklenebilir. Ağrıyı azaltıcı, hareketliliği arttırıcı ve düşme riskini azaltıcı fizik tedavi ve rehabilitasyon programları tedavinin en önemli parçasıdır. Bunlar:

  • Kas gücü ve dayanıklılığı (enduransı) arttırma
  • Esnekliği arttrma
  • Kemik sağlığını geliştirme
  • Dengeyi, duruş (postür) ve vücut mekaniklerini geliştirme amacıyla kapsamlı ve kişiye özel olarak planlanmış bir egzersiz programı
  • Osteoporozu olanlar kendine bakım teknikleri, bağımsız yaşama becerileri, enerjilerini koruma metodları ve yaralanma riskini azaltma stratejileri hakkında verilen eğitimden yarar sağlarlar.

Ostesporoz tedavisinde kullanılan ilaçlar nelerdir?

Osteoporoz tedavisinde kullanılan çeşitli ilaçlar mevcuttur. Yıllarca östrojen (kadınlık hormonu) tedavisi osteoporoz tedavisinde kullanılmıştır. Şimdiki mevcut tedavi seçenekleri ise yeni hormonal olmayan tedavileri de içermektedir.

Benim için uygun olan kalsiyum ilavesini nasıl seçeceğim?

Bazı insanlar ihtiyacı olan bütün kalsiyumu diyetle alırlar, ancak bazı insanlar günlük ihtiyaçlarını kalsiyumdan zengin gıdalar ve kalsiyum takviyesi ile ya da sadece takviye ile karşılar. Kalsiyum takviyesi için bir çok seçenek vardır. Kişi için en uygun olan ve kolay kullanabileceği seçilmelidir. Kalsiyum takviyesi tabletler, kapsüller, çiğnenebilir tabletler, pudralar ve suda çözünen tabletler olarak kullanılabilir. Kalsiyum doğada karbonat, sitrat ya da glukonat gibi bir başka madde ile beraber halde bulunur. Bu maddeler içinde gerçek yani elemental kalsiyum değişik oranlarda bulunur. Örneğin, kalsiyum karbonat %40 gerçek kalsiyum içerirken, kalsiyum sitratta bu oran %20’dir. Yani 1250 mg kalsiyum karbonat içeren bir tablet 500 mg gerçek kalsiyum içerir (1250’nin % 40’ı 500 mg).

Hangi preperatın ne kadar kalsiyum içerdiğini hesaplamak için etiketine bakın ve “günlük değer yüzdesi” yazan başlığı bulun. Günlük değer yüzdesi 20 ise yanına 0 ekleyin. Önerilen tablet 200 mg gerçek kalsiyum sağlar. Eğer günlük değer yüzdesi 40 ise yanına 0 ekleyin. Önerilen tablet 400 mg gerçek kalsiyum içerir. Eğer günlük değer yüzdesi 50 ise yanına 0 ekleyin. Önerilen tablet 500 mg elemanter kalsiyum sağlar.

Kendiniz için doğru takviyeyi seçme önerileri:

  • Yemeklerden aldığınız günlük kalsiyum miktarını belirleyin.
  • Eğer günlük alım 1200 mg civarında ise bunu korumaya devam edin. Eğer alınan miktar takviyeye ihtiyaç duyuyorsa gereken miktara en yakın takviyeyi belirleyin (200 mg, 400 mg, 500 mg)
  • En kolay kullanabileceğiniz kalsiyum formunu belirleyin
  • Şimdi ne kadar kalsiyum ihtiyacınız var ve hangi formu seçeceğinizi biliyorsunuz. Bilinen bir kalsiyum preparatı seçin veya doktorunuza danışın.
  • Kalsiyum gün içersinde küçük dozlarda alındığında kolay emilir. Kalsiyum alımınızı kahvaltıdan akşam yemeğine veya yatıncaya kadar olan süre içersinde bölmeyi düşünün. Kalsiyum sitrat harici tüm kalsiyum formları yemeklerle alındığında daha iyi emilir.
  • Hatırlayın, kalsiyum tek başına kemiklerinizi korumaz. Kalsiyum emilimi için D vitamini (400-800 Ünite/gün) gereklidir ama D vitamininin kalsiyum ile birlikte alınma şartı yoktur. Bazı insanlar 400 Ünite D vitamini içeren günlük multivitamin alırlar. Diğer D vitamini kaynakları zenginleştirilmiş gıdalar, yağlı balıklar ve güneş ışığıdır.

D vitaminine neden ihtiyacımız var?

D vitamini yağda çözünebilen ve vücutta depolanabilen bir vitamindir. Günlük ihtiyacımızın büyük çoğunluğu güneş ışığıyla temas sonrası karşılanır. Çünkü ciltte üretilen vitamin D öncülleri güneşin ultraviyole ışınlarıyla aktif D vitaminine dönüşür. D vitamini kalsiyum emilimi ve kemik gelişimi için gereklidir. Ayrıca D vitamini, kanda yeterli kalsiyum ve fosfor seviyesinin korunmasını sağlar. D vitamini eksikliği raşitizm ve kemik kaybına yol açıp, osteoporoz riskini de artırabilir. Yetersiz D vitamini alanlarda kas ve kemik ağrısı, bazı kanserlerin sıklığında artış, kalp hastalıkları, bazı romatizmal hastalıklar ve hatta tip 1 diyabet (şeker hastalığı) görülebilir.

D vitamini eksikliğinin nedenleri nelerdir?
  • D vitamininden zengin besinlerin (süt ve tahıl ürünleri) yetersiz alımı
  • Güneşle temasın azalması (giyim şekli, aşırı güneşten koruyucu kullanmak ve cilt kanserinden korunmak için güneşle teması azaltmak)
  • Uzun süreli ve aşırı şekilde çocuk emzirme

Bütün hayatım boyunca sakar birisi oldum, sık sık takılır ve düşerim. Şimdi osteoporozum var ve düştüğümde bir kemiğimi kırmaktan endişeleniyorum. Zayıf olan dengemi daha iyi hale getirmek için ne yapabilirim?

İnsanlar birkaç basit egzersizi hergün tekrar ederek dengelerini geliştirebilir ve düşme riskini azaltabilir.

Egzersiz 1

Ayakta ve yüzümüz sağlam bir sandalyeye dönük olarak, tek ayağınızın üzerinde bir dakikalığına durun. Diğer ayağınızın üzerinde işlemi tekrarlayın. Dengeniz bozulursa sandalyeyi kullanarak ve diğer ayağınızı yere koyarak dengenizi hemen sağlayın.

Egzersiz 2

Ayakta dururken ve yüzümüz sağlam bir sandalyeye dönük olarak parmak ucuna yükselin ve ona kadar sayın; sonra tekrar topuğunuza dönün ve ona kadar sayın. Bunu on dafa tekrarlayın.

Yukarıdaki egzersizleri, aşağıdaki derecelerden önce 1 numara ile yapın ve bu dereceyi rahat bir şekilde yapabildiğinizde bir sonraki dereceye geçin.

Derece 1: Egzersiz boyunca sandalyeyi iki elinizle tutun

Derece 2: Sandalyeyi sadece bir elinizle tutun

Derece 3: Sandalyeyi sadece bir parmakla tutun

Derece 4: Her iki elinizi sandalyenin 5 santimetre üzerinde tutun

Derece 5: Her iki elinizi sandalyenin 5 santimetre üzerinde tutun ve gözlerinizi kapatın

Osteoporoza yakalanma riskimin olup olmadığını nasıl öğrenebilirim?

Osteoporoz olma riskini artıran iki grup “risk faktörleri” vardır:

Birinci tip risk faktörleri “iç” ya da “kontrol edilemeyen”lerdir. Bu faktörler genellikle kişisel tercihlerle değil, genetik yolla etkirler. Bu faktörler şunlardır:

  • İnce ve zayıf vücutlular (minyon tipler): Küçük vücut yapılı insanlarda daha az kemik yoğunluğu vardır dolayısı ile bu tiplerde osteoporoz riski daha fazladır.
  • Erken östrojen (kadınlık hormonu) eksikliği: Erken östrojen eksikliği 45 yaş öncesi menapoza giren kadınlarda ve adet görmeyen kadın ve kızlarda görülür.
  • Menapoz (adetten kesilme): Menapoz osteoporoz için tek başına en önemli risk faktörüdür. Menapoz sonrası kadınlarda herhangi bir diğer risk faktörü olmadan da yüksek oranda osteoporoz olma ihtimali vardır.
  • Erkeklerde düşük testesteron (erkeklik hormonu) seviyesi: Erkeklerdeki androjen (erkeklik hormonu) eksikliğinin kemik yoğunluğu üzerindeki etkisi kadınlardaki östrojen (kadınlık hormonu) eksikliğinde olduğu gibidir.
  • Cinsiyet: Erken yaşlarda kadınlar erkeklere oranla 4 kat daha sık olarak osteoporoza yakalanabilir çünkü menapozda östrojen seviyeleri azalır. Ayrıca kadınlar daha küçük iskelete sahiptirler.
  • Yaş: Yaşlanmanın bir parçası olarak kemik kaybı olmasına rağmen bu durum her zaman osteoporoza (kemik erimesi) yol açmaz.
  • Irk: Özellikle Asyalılar, Amerika yerlileri, beyaz Latinler ve Kafkaslar en büyük risk altındadır.
  • Aile ve kişisel hikaye: Ailede osteoporoz hikayesi ya da kişinin kendisinde daha önce kemik kırığı olması osteoporoz için artmış riski gösterebilir.

İkinci tip risk faktörleri “dış” faktörlerdir. Bunlar kontrol edilebilir faktörlerdir. Bazı hayat tarzı değişiklikleri yapmak bu faktörleri azaltabilir ya da engelleyebilir. Bu faktörler şunlardır:

  • Yetersiz Kalsiyum ve D vitamini alımı: Herhangi bir yaşta yetersiz kalsiyum alımı osteoporoz riskini artırır. D vitamini kalsiyumun vücut tarafından emiliminde gereklidir.
  • Spor yapmamak: Yeterli kalsiyum varlığında yürüyüş gibi vücut ağırlığını taşıyan sporlar iskeletimizde uyarıcı etkiye sahiptir ve kemik yapımını arttırır.
  • Sigara içimi: Sigara kadınlarda östrojeni düşürür ve erkeklerde de benzer şekilde cinsiyet hormonlarını etkileyebilir. Ayrıca sigaranın kemik ya da kemik yapımı hücreleri üzerine zararlı etkileri olduğu bilinmektedir.
  • Aşırı alkol tüketimi: Kemiğin korunmasında önemli olan besinlerin emilimine engel olur; beslenme bozukluğuna yol açabilir ve dengesiz yürüyüş nedeniyle düşmelere neden olabilir.
  • Kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi: Kahve, çay, kola gibi kafein içeren içeceklerin günde 2-3 fincandan fazla tüketimi aşırı kalsiyum kaybına ve osteoporoz riskinin artışına yol açabilir.
  • Yeme bozuklukları: Anoreksiya nervoza (yemek yiyememe) ve bulimia (aşırı yemek yiyip kusma) gibi bozukluklar kemik yapımı ile ilgili besinlerin yetersiz alımına ya da aşırı alımına neden olabilir.
  • Bazı ilaçların uzun süre kullanımı: Astım, romatizma ve bazı kanserlerin tedavisinde uzun süreli ve yüksek dozda kulanılan kortizonlu ilaçlar, aşırı tiroid hormonu ve bazı antikonvülzan ilaçlar (sara ilaçları) aşırı kemik kaybına yol açabilir.

Osteoporoz engelenebilir mi ?

Evet. Fakat önleme erken çocukluk döneminde başlayan hayat boyu süren bir çabayı gerektirir. Osteoporozu önlemede en önemli faktörlerden biri, çocukluk çağı, ergenlik ve erken yetişkinlik döneminde sağlam bir kemik yapısının elde edilmesidir. İyi kemik yapısı genetik özelliklere bağlıdır ancak çocukluktan itibaren kemiği arttırabilecek birçok yol da vardır. Bunlardan en önemlileri yeterli D vitamini ve kalsiyum içeren dengeli diyet ve ağırlık taşıyıcı sporlardır. Çocukluk çağında elde edilen sağlam kemiğin yoğunluğunun korunması osteoporozun önlenmesinde yardımcıdır. Bunun için yeterli kalsiyum alınmalı, vücuda yük bindiren egzersizler yapılmalı, sigara ve aşırı alkol tüketiminden kaçınılmalıdır. 40-45 yaşlarında yaşla ilgili kemik kaybını durdurmak önemlidir. Bunun için yeterli kalsiyum ve D vitamini almaya devam edilmeli, yük bindiren sporlar ihmal edilmemelidir.

Osteoporozu engellemede en iyi sporlar hangileridir?

Egzersizler kemiğin korunmasında çok önemlidir. Vücudun yerçekimine karşı yaptığı ya da dirence karşı yapılan herhangi bir spor etkilidir. Kemik kütlesinin korunmasında vücuda ağırlık bindiren egzersizler en yararlı olanlardır. Bu egzersizler basit olarak uygulanabilirler ve para harcanmasını gerektirmezler.

Kemiklere ağırlık bindiren egzersizlere örnekler şunlardır: yürüyüş, dans, tenis, tırmanma, merdiven çıkma vb. Siz haftanın en azından 3-4 günü yaklaşık 45 dakika bu egzersizleri yapmaya çalışmalısınız. Dirence karşı ağırlık kaldırma ile yapılan güçlendirici egzersizler kasların güçlenmesine yardımcı olur. Güçlendirici egzersizler evde bazı ağırlıkları kullanarak ya da spor salonunda ağırlık çalışmalarıyla yapılabilir. Yüzme gibi vücuda ağırlığın binmediği sporlar kemik gücünü arttırmada pek faydalı değildirler. Ancak kalp ve akciğerler için faydalıdır ve mobiliteyi (hareketi) sağlayıp geliştirebilirler.

Egzersizlerden fayda görmek için atlet olmamıza gerek yoktur. Yalnızca kemiklere ağırlık bindiren aktiviteleri günlük hayatın bir parçası olarak yapmanız yeterlidir. Osteoporozunuz olsa bile yine de egzersizlerden fayda görürsünüz.

Sayfa Başı

SEREBRAL PALSİ İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

Serebral palsi nedir?

Doğum öncesinde, doğum sırasında veya doğumdan sonra tıbbi bir problem nedeniyle gelişen kalıcı beyin hasarıdır. Serebral palsi, kas kontrolü ve vücut hareketlerinin kaybıyla karakterizedir. Teşhis doğumdan sonra konabilir; bazen tanı konması çocukluk çağına kadar gecikebilir.

Bu hastalık benim çocuğumu nasıl etkiler?

Serebral palsi, beynin hareket, postür ve denge ile ilgili özel merkezlerini etkileyen bir hastalıktır. Bu hastalık hareket, konuşma, görme ve işitme bozuklukları gibi çok çeşitli problemlere neden olabilir.

“Spastik”, serebral palsinin diğer adı mıdır?

Hayır, serebral palsinin eski bir ismidir. Spastik terimi (spastisite) kaslarda ortaya çıkan tonus artışını (sertleşme/katılık) ifade etmektedir. Normalde kasın tonusu yerçekimine karşı koyabilmemize ve hareket etmemize izin verecek yoğunlukta olmalıdır. Serebral palsinin çeşitli türleri bulunmakta olup bazı serebral palsili çocuklarda tonus artışı saptanmayabilir.

Serebral palsi sıklığı nedir?

Çocukluk çağının en sık görülen nöromusküler (kas ve sinir) hastalığıdır. Yaklaşım her 2000 çocuktan 5 tanesini etkiler. Prematür (erken doğum) doğumların ise %15’ini etkiler.

Serebral palsinin bulguları nelerdir?

En sık görülen bulgular; spastisite (kasların aşırı kasılması), paralizi (felç), havale, dizartri (konuşma bozukluğu) ve denge bozukluğudur.

Serebral palsiden etkilenen her çocuk aynı mıdır?

Hayır, serebral palsili her çocuk beynin etkilenme derecesine göre farklı ve değişik derecelerde bulgu ve problemler yaşarlar.

Doğmamış çocukta serebral palsiyi engellemek mümkün müdür?

Serebral palsi gelişmesini önlemek için doğum öncesi (prenatal) dönemin iyi ve sağlıklı geçirilmesi çok önemlidir. Anne adayları bu dönemde mümkün olduğunca hastalık ve enfeksiyonlardan korunmalıdır. Ayrıca çocuğun doğar doğmaz önerilen aşıları düzgün olarak yapılmalıdır. Aşılanma ile bazı enfeksiyon hastalıklarının serebral palsiye yol açması engellenebilir.

Serebral palsi her çocuğu aynı şekilde mi etkiler?

Hayır. Serebral palsinin 4 ayrı klinik formu vardır:

  1. Spastik: Kaslarda katılık/aşırı kasılma görülür. Vücutta katılık ve hareket etmede güçlük vardır. Hasta elindeki nesneleri kavramakta, bırakmakta veya yürümede zorluk çekebilir.
  2. Ataksik: Kaslarda güçsüzlük yanı sıra vücutta dengesizlik vardır. Özellikle yürürken ortaya çıkan dengesizlik, koordinasyon (eşgüdüm) bozukluğu görülebilir. El becerileri zayıftır.
  3. Atetoid: Kaslarda güçsüzlük ve gerginlik arasında dalgalanmalar bulunur. Hastanın istemsiz baş, gövde ve kol-bacak hareketleri vardır.
  4. Karma: Yukarıdaki klinik formların birlikte görüldüğü şekildir.

Serebral palsinin sebepleri nelerdir?

Serebral palsi nedenleri a) doğum öncesi nedenler, b) doğum esnasındaki nedenler ve c) doğum sonrası nedenler olarak ayrılabilir. Erken doğum (prematürite) ve düşük doğum ağırlığı en önemli doğum öncesi nedenler arasında bulunmaktadır. Örneğin 1500 gramdan daha düşük doğan bebeklerde serebral palsi sıklığı %5-8 arasındadır. Doğum kilosu 1500 gramdan daha düşük olanlarda normal doğum ağırlıklı olanlara oranla serebral palsi riski 25 kat daha yüksektir. Doğum esnasındaki nedenlere kafa travması veya beynin oksijensiz kalması (asfiksi) örnek gösterilebilir. Ancak yeni yapılan çalışmalarda doğum asfiksisinin pek çok olguda serebral palsiye neden olmadığı bildirilmektedir. Asfiksi beyin anomalisine neden olmayıp, beyin anomalisinin bir göstergesi olarak doğum sırasında gelişebilmektedir. Serebral palsili olguların az bir kısmında bebeğe oksijen sağlayan plasentanın anormalliklerine de rastlanmaktadır. Doğum sonrası nedenler içinde beynin oksijensiz kalması (zehirlenme, boğulma gibi nedenlerle), kafa travması veya beyne zarar veren enfeksiyonlar (menejit vb.) örnek gösterilebilir.

Çocuğumun serebral palsi olmasından dolayı kendimi suçlamalı mıyım? Gebelik süresince yanlış bir şey yapmış olabilir miyim?

Serebral palisili çocuğu olan anne ve babalar sıklıkla suçluluk duyarlar. Ancak çoğu durumda serebral palsiye neden olan faktör bilinmemektedir.

Serebral palsi nasıl teşhis edilir?

Serebral palsi teşhisinin konmasını sağlayacak herhangi bir özel kan testi veya röntgen filmi yoktur. Ancak siz çocuğunuz büyüdükçe yaşıtlarına göre motor/hareket gelişiminin (baş tutması veya oturması) geciktiğini farkedebilirsiniz. Erken doğan (prematüre) bebeklerde serebral palsi riski daha fazladır. Bu nedenle bu bebeklerin periyodik olarak kas gerginliği ve hareket gelişimi açısından değerlendirilmeleri önerilmektedir.

Çocuğun normal gelişiminde önemli dönüm noktaları, oyuncaklara uzanma (3-4 aylıkken), oturma (6-7 aylıkken) veya yürüme (10-14 aylıkken) gibi motor fonksiyonlardır. Çocuğun yaşına göre hareketleri normal bir gelişim göstermezse doktor serebral palsiden şüphelenebilir. Serebral palsi teşhisi sırasında anormal kas gerginliği, anormal hareketler, anormal refleksler ve kalıcı primitif refleksler gibi fiziksel bulguların yanı sıra gelişme sürecindeki önemli dönüm noktalarının gecikmesi de göz önünde bulundurulur. 1 yaşından önce kesin bir serebral palsi teşhisi yapmak her zaman kolay değildir. Aslında serebral palsi teşhisi koyabilmek için genellikle belirli hareket problemlerinin kalıcı ve belirgin olmasına kadar beklemek gerekebilir.

Serebral palsinin yan etkileri nelerdir?

Serebral palsinin yan etkileri arasında havale geçirmek, spastisite (kaslarda katılık, gerginlik), görme ve işitme bozuklukları, hiperaktiflik, konuşma güçlüğü ve öğrenme problemleri bulunur.

Serebral palsinin çaresi var mı? Ne tip tedaviler uygulanabilir?

Serebral palsi tedavi ile tamamen iyileşemez ancak belirtileri az veya çok hafifletmeye yardımcı tedaviler ve rehabilitasyon uygulamaları yapılmaktadır. Ekibin lideri Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi olmak üzere çeşitli başka uzman doktorlar ve diğer sağlık elemanları serebral palsinin tedavi ve terapilerini yürütürler. Aşağıda belirtilen uzmanlardan (sağlık elemanlarından) yardım alabilirsiniz:

  • Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Doktoru: Kas-iskelet sistemini ilgilendiren problemlerin çözümü, spastisitenin tedavisi, hareket bozukluklarının tedavisi, takibi ve desteklenmesi, yürümenin tedavisi ve takibi gibi konularla ilgili çalışmalar yapar.
  • Ortopedist: Gerektiğinde serebral palsili çocuğun operasyonunu yaparak hareket tedavisi ve gelişimine katkıda bulunur.
  • Fizyoterapist: Hareket bozukluklarını düzeltmek için çeşitli egzersiz programlarını düzenler.
  • İş uğraşı terapisti: Günlük yaşamda, okulda veya işte serebral palsililerin daha bağımsız olmaları için çalışırlar.
  • Konuşma terapisti: İletişim problemlerinin terapilerinde rol alırlar.
  • Sosyal güvenlik uzmanı: Ailenin özürlülere ait toplumsal kaynaklara erişimine yardımcı olurlar.
  • Psikolog: Serebral palsinin neden olduğu psikolojik problemlerle baş etmede hasta ve yakınlarına yardımcı olurlar.

Serebral palsili çocuğun prognozu (hastalığın doğal seyri) nasıldır?

Serebral palsili çocukların anne ve babalarının genelde sorduğu ilk soru şu olur: “Çocuğum nasıl olacak? Yürüyebilecek mi?”. Çocuğunuzun gelişiminin nasıl olacağı, neler yapıp neler yapamayacağını tahmin etmek çok zordur. Bir yaşından daha küçük, hele altı aylıktan daha küçük bebeklerde herhangi bir tahminde bulunmak çok zordur. Çocuğunuz iki yaşına geldiğinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon doktoru çocuğunuzda ne tür bir serebral palsi olduğunu belirleyebilir. Çocuğunuzun serebral palsi tipi belirlendiğinde doktorunuz çocuğunuzun hastalığı ile ilgili daha doğru tahminler yapabilecektir.

Hastalık tedavi edilebilir mi?

Serebral palsi hastalığını tamamen iyileştiren bir tedavi yoktur. Fakat mevcut tedaviler ile hastalığın neden olduğu bulgular hafifletilebilir. Bu hastalıkla ilgili belirtileri hafifletmek için uygulanan tedavilere ilaç tedavileri de eklenebilir.

Spastik serebral palsi nasıl tedavi edilir?

Hastalığın en sık tipi olan spastik serebral palsiye neden olan belirtileri tedavi etmek için denenmiş çok çeşitli çalışmalar mevcuttur. Vücut hareketlerindeki zorluk ve kaslardaki katılığın kesin tedavisi yoktur ancak uygulanan tedavilerle spastisite (kas katılığı) azaltılabilir, çocuğa daha fazla esneklik kazandırılabilir ve hastanın bağımsızlığı artırılabilir. Kaslardaki katılık nedeniyle problem yaşayan çocuklar için fizik tedavinin ve çeşitli cihazlar gibi desteklerin uygulanması spastik kasları germeye ve hareket gelişiminin iyileşmesine yardımcı olabilir. Botilinum toksin (Botox, Dysport) ve fenol enjeksiyonları kaslardaki katılığın azaltılmasına yardımcı olabilir. Sinir uçlarından kaslara iletimi engelleyen Botilinum toksini bir bakterinin zehrinden elde edilen bir ilaçtır. Bu toksin spastik kasa enjekte edildiğinde kası 4–6 ay süreyle geçici olarak zayıflatır. Küçük miktarlarda uygulanır. Kasları güvenli biçimde gevşetir ve cerrahi ihtiyacını geciktirir. Ek olarak; serabral palsi hastalığının spastik formunun tedavisinde bazı cerrahi seçenekler de vardır.

Fizik tedavi ve Rehabilitasyon hekimi başkanlığında serebral palsi tedavisinde deneyimli, bu alanda geniş bilgi birikimine sahip rehabilitasyon ekibi çocuğunuz için en iyi tedaviyi planlamada size yardım edecektir. Spastik serabral palside başarı veya sıkıntılar hastadan hastaya farklılıklar gösterir ve çocuğunuza uygun hareket yöntemlerinin uyarlanması için bu işin uzmanı kişilerle çalışmak çok önemlidir.

Serebral palside Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon önemli midir?

Serebral palsi hastalığı olan bebek ve çocuklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon büyük önem taşımaktadır. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon serabral palsi hastalığı olan çocuğun bakımının devamı ve gelişiminde esas rolü oynar. Ancak çocuk okul çağına yaklaştığı dönemde fizyoterapi programının yanında sosyal ve okul gelişimine de gerekli zaman harcanmalıdır.

Çocuğum ne zaman yürüyecek?

Serabral palsi hastası olsun veya olmasın her çocuk için adımlamak hareket gelişiminin kilometre taşıdır. Gelecekteki motor durumu belirlemede yardımcı olarak kullanılan ilkel refleksler ve çocuğun o anda içinde bulunduğu hastalık seviyesi ve tipi yardımcı olmasına rağmen serabral palsili çocuğun ne zaman yürüyeceği tam olarak bilinemez. Serebral palsi tiplerine göre çocukların ortalama yürüme yaşları hakkında Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekiminden bilgi alabilirsiniz.

Serabral palsi hastası çocuk büyürken neler olacak?

Serabral palsili çocuk profesyonel yardım ile ulaşabileceği en üst potansiyeline ulaşabilir. Ancak ebeveyn ve aile üyelerinin pozitif tutumu ve çocuğun yeteneklerine bakarak gerçekçi umutları olmalıdır.

Çocuğum büyüdükçe serabral palsi kötüleşecek mi?

Çocuğunuz büyüdükçe çocuğunuzun beynindeki hasar değişmeyecektir. Ancak spastik kaslar normal olarak büyümez. Serabral palsi hastalığı olan çocuk büyümesine rağmen çok güçlü olamayacaktır. İskelet deformiteleri (kemiğe ait biçim bozukluğu, sakatlık) gelişebilir. Beyindeki bozukluğun ilerlememesine rağmen kas ve iskelet sisteminde meydana gelecek problemlerin yakın takibe alınması ve bunların gerekli şekillerde, gerekli zamanlarda tedavilerinin yaptırılması çok önemlidir.

Serabral palsi ilerleyici bir hastalık mıdır? Zamanla kötüleşir mi?

Serabral palsi, zamanla ilerleyen bir hastalık değildir. Ancak bunun anlamı serabral palsinin belirtilerinin zamanla kötüleşmeyeceği değildir. Uygun ve düzenli tedavilerle belirtiler daha iyi hale gelebilir veya yapılan yanlış/eksik tedaviler sonucu belirtiler kötüleşebilir.

Benim çocuğum için en uygun okul tipi hangisidir?

Bu karışık bir konudur, fakat serabral palsili çocuklar için çok önemlidir. Serebral palsili çocuklarda öğrenme güçlüğü ve/veya dikkat eksikliği olabilmektedir. Bu çocukların öğrenebilmeleri için özel yardımlar ve eğitimler gerekebilir. Okul çağına yaklaşan çocuklar öğrenme güçlükleri ve zayıflıkları açısından iyi bir değerlendirmeye alınmalıdırlar. Bu tip değerlendirmelere dayanarak çocuğun öğrenme gereksinimlerine uyum sağlayabilen eğitimler önerilebilir. Günümüzde özel eğitim çalışmaları, bazı kamu sağlık kurumlarında veya özel bazı rehabilitasyon merkezlerinde verilmektedir. Ülkemizde bu konunun geliştirilmesine gereksinim vardır. Serebral palsiye ve özürlülere özgün okullar açılmalıdır. Normal okullarda özel sınıflar veya normal sınıflarda serebral palsili çocuklara uygun düzenlemeler olmalıdır. Genel olarak bizim önerimiz çocukların kognitif (bilişsel) yetenekleri doğrultusunda eğitilmesidir. Örneğin; normal zekalı bir çocuk birçok fiziksel gereksinimi dikkate alınması gerekmesine rağmen aynı seviyeli normal çocuklarla birlikte aynı sınıfta eğitim almalıdır. Tersine kognitif (bilişsel) sorunu olan çocuklar (zeka problemi olan çocuklar) ise öğrenme yeteneği aynı seviyede olan çocuklarla birlikte eğitim almalıdırlar.

Serebral palsili çocuklarda beslenme problemlerinin nedenleri nedir?

Serebral palsili çocukların ağız ve boğaz kasları etkilenmiş ve kuvvetsiz olabilir. Hasta çocuklarda konuşma güçlüğü veya kelimeleri düzgünce kullanmada zorluk ya da çiğneme ve yutkunmada zorluk mevcut olabilir. Çocuklar yeterli besin alamazlarsa yetersiz beslenmeye bağlı büyüme sorunları oluşabilir. Serebral palsili çocuklar basit bir yemek yeme işlemi için dahi fazla enerji tüketirler. Ayrıca mevcut spastisite çocukların fazla kalori kullanmalarına neden olabilir. Bu nedenden dolayı serebral palsili çocukların bir çoğu zayıftır. Böylece bu çocukların ortalamadan daha fazla kaloriye ihtiyaçları bulunmaktadır.

Ağız kaslarındaki kuvvetsizliğe bağlı gelişen bir diğer problem aspirasyondur. Aspirasyon, katı ya da sıvıların mide yerine akciğerlere doğru yutulmasıdır. Normalde böyle bir durum olduğunda yeterli öğürme refleksi ile kendimizi koruyabiliriz. Fakat serebral palsili birçok çocuk yeterli öğürme refleksinden yoksundur ve böylece sinsi bir şekilde yani farkına varılmadan aspirasyon gerçekleşebilir. Bunun sonucunda da çocukta ateş ve solunum güçlüğüne yol açan tekrarlayıcı pnömoniler (zatürre) gelişebilir. Bu durumu belirlemenin en uygun yolu serebral palsili çocukların yutma yeteneklerinin değerlendirildiği “modifiye baryum yutma testi”dir. Bu test ile çocuğun neyi güvenli olarak yuttuğu, hangi besinlerle yutma sorunu olduğu, yutma fonksiyonunda yer alan organların hangisinde sorun yaşandığı açıkça ortaya konulur. Böyle bir değerlendirme sonrasında, alınan gıdaların kıvamlarında yapılacak değişikliklerle (örneğin yalnızca püre kıvamında yiyecekler vermek ve aşırı akıcı sıvılar vermemek) aspirasyon engellenebilir. Gıdaların kıvamlarında yapılan değişiklikler yanı sıra verilen çeşitli oral-motor egzersizler ve rehabilitasyon teknikleri ile çocuğun yutma fonksiyonunda anlamlı düzelmeler sağlanabilir.

Yapılan tedavilere rağmen eğer çocukta sağlıklı vücut ağırlığı sağlanamıyorsa ve/veya ciddi aspirasyon oluyorsa besinlerin ağız ve boğaza uğramadan direkt mideye verilmesini sağlayan “gastrostomi tüpü” takılması önerilebilir.

Serebral palsili çocuklarda tekrarlayan kırıkların nedeni nedir?

İnsanlar kemik gücünü çocukluk çağı boyunca ve genellikle yaklaşık 20-25 yaşlarına kadar oluşturur. Kalsiyum ve fosfor kemiğe gücünü verir. Özellikle kalsiyum, fosfor ve D vitamininin mükemmel kaynakları olan süt ve süt ürünlerinin yeterli şekillerde alınamadığı durumlarda normal kemik yoğunluğu gelişmez. Bununla beraber bu tip besinleri yeterli miktarda alan çocuklarda bile kemik problemleri görülebilir. Örneğin, özellikle fenobarbital ve dilantin gibi sara ilaçları D vitamini metobalizmasına etki ederek vitamin D eksikliğine neden olabilir. D vitamini eksikliği bağırsaklardan yetersiz kalsiyum emilimine yol açar. Güneş ışığı da D vitamininin oluşumunda çok önemlidir. Kemik erimesinin bir başka nedeni de kasların yeterli derecede kullanılmaması ve gereği kadar ayakta bulunulmamasıdır. Birtakım serebral palsili çocuklarda olduğu gibi zamanlarının çoğunu tekerlekli sandalyede geçiren, yürüyemeyen çocuklar kemik erimesi riski ile karşı karşıyadırlar. Bunu engellemek için serebral palsili çocuklar mümkün olduğunca yürütülmeli, en azından ayağa kaldırılmalıdırlar. Bütün alınan önlemlere rağmen serebral palsili çocuklarda kemik erimesi sonucu kırık gelişebileceği akılda tutulmalıdır. Bu çocuklar bifosfonat olarak adlandırılan ilaçların kullanımından fayda görebilirler. Bu ilaçlar ancak Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon doktorunun tavsiyesi ve kontrolü altında kullanılmalıdır.

Serebral palsi bulaşıcı mıdır?

Hayır, serebral palsi bulaşıcı bir hastalık değildir. Serebral palsi birçok nedenden dolayı oluşan beyin hasarına bağlıdır. Serebral palsili birinin yakınında olmaktan korkacak bir şey yoktur.

İleri yaşlarda serebral palsi olunur mu?

Olunmaz. Ancak beyin yaralanması ve bazı beyin hastalıkları nedeniyle serebral palsiye benzer felçler oluşabilir.

Serebral palsi önlenebilir mi?

Serebral palsi bazı önlemler alınarak önlenebilir veya görülme sıklığı azaltılabilir. Örneğin kan değişimi ile yeni doğandaki kan uyuşmazlığı engellenebilir. Çocukta sarılık varsa fototerapi uygulaması beyin hasarını önleyebilir. Hamile kadınlar viral enfeksiyonlar ve radyasyona maruz kalmamalıdır. Hamilede ilaç kullanımı, kansızlık ve beslenme konularına çok dikkat edilmelidir. Üzerinde titizlikle durulması gereken bir diğer konu ise bebekleri ve çocukları beyin travmasına karşı korumak gerekliliğidir.

Çocuk büyüdükçe ne olur?

Serebral palsili bir çocuğun geleceğine yaklaşımda, normal bir çocukta olduğu gibi olumlu olmak çok önemlidir. Sağlıklı bir çocukta olduğu gibi serebral palsili çocuğun da yeteneklerini belirlemek gereklidir. Aile gerçekçi veya hayalci yaklaşımlarda bulunabilir. Anne ve babanın gerçekçi amaçları benimsemesi profesyonel yardımla mümkün kılınabilir. Zaman zaman ebeveyn ve sağlık çalışanları arasındaki iletişimlerde bozulmalar oluşabilir. Ebeveyn, hekim ve çocuğun eğitmeni arasındaki ilişki düzgün olmalı ve çocuğun maksimal fonksiyonuna erişebilmesi için tüm olanaklar sağlanmalıdır.

Serebral palsiliyim. Bu hastalık çocuğuma geçer mi?

Hayır. Serebral palsinin bulaşıcı olan bir formu yoktur. Serebral palsili ebeveynden bu hastalık çocuklarına geçmez. Buna ek olarak serebral palsi hastalığı, hamile serebral palsili kadının normal bir hamilelik sürdürmesini etkilemeyecek, hamilelik ve doğum sırasında artmış komplikasyon riski oluşturmayacaktır.

Sayfa Başı

BEL AĞRISI İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

Bel ağrısının en sık görülen nedenleri nelerdir?

Bel ağrısının birçok sebebi vardır. Çoğu zaman bel ağrısının esas sebebi saptanamaz. Ancak bu durum çoğu zaman hasta açısından herhangi bir sorun yaratmaz. Nedeni ne olursa olsun pek çok durumda bel ağrısının tedavisi benzerdir. Bu nedenle çoğunlukla doğrudan tedavi üzerinde durulur. Örneğin uygun bir egzersiz programı yararlı olabilir. Çoğunlukla doğru ve tam bir tedavi ile çoğu hastanın şikâyetleri tanı koyma sürecinden bile daha kısa sürede geriler.

Bel ağrısının en yaygın sebebi kas-iskelet sistemi kaynaklıdır. Kas-iskelet sistem kaynaklı bozukluklarda ağrının kaynağı omurgayı destekleyen kas, tendon (kiriş) ve ligaman (bağ)’lardır. Bu rahatsızlık “strain/sprain” şeklinde adlandırılır ve toplumda yaygın olarak “belde zorlanma/incinme” diye bilinir. Bel ağrısına nenden olan diğer bozukluklar sıklıkla omurganın normal yapısında bulunan disk veya faset eklemlerle ilgilidir. Disk, omurlar arasında bulunan yastıkçıklardır. Faset eklemler ise omurgayı oluşturan kemiklerin her iki yanında bulunan küçük eklemlere verilen isimdir. Bu rahatsızlıklar ise genellikle “diskojenik ağrı”, “dejeneratif disk hastalığı” veya “omurganın osteoartriti (kireçlenme)” olarak adlandırılır.

Bel ağrısına neden olan diğer hastalıklar şunlardır: Travma, tümör/kanser, infeksiyon, konjenital nedenler (doğumsal bozukluklar), herediter durumlar (kalıtsal hastalıklar), nöromüsküler (kas ve sinir kaynaklı) ve psikojenik rahatsızlıklar. Ayrıca vücudun başka bir bölgesindeki problem bel ağrısı şeklinde kendini gösterebilir. Örneğin prostat, mesane, bağırsak gibi iç organ hastalıkları bel ağrısı şeklinde hissedilebilir.

“Mekanik” bel ağrısı nedir?

Mekanik bel ağrısı genel anlamda fiziksel aktivite ile şiddetlenen ve istirahatle hafifleyen bel ağrıları için kullanılan bir terimdir. Sıklıkla belin kas, ligaman (bağ) ve eklemlerinin hasarlanması veya doğru çalışmamasından kaynaklanmaktadır. Mekanik kaynaklı bel ağrıları sıklıkla omurganın alt kısmını etkileyen ve her iki kalçaya doğru yayılım gösterebilen ağrılardır.

Öne eğilme, dönme, yerden bir şeyi kaldırma, uzun süre ayakta durma, yürüme gibi günlük aktivitelerle ağrının şiddeti artış gösterebilir. Günlük zorlayıcı aktivitelerin de etkisiyle birçok insanda mekanik bel ağrısı oluşmaktadır. Mekanik bel ağrısına neden olabilecek pek çok hastalık aşağıda anlatılacaktır.

1. Yumuşak doku kaynaklı bel ağrıları (Kas zorlanması ve bel tutulması)

Genellikle beli destekleyen kasların ve bağların aşırı gerilmesi veya hasarlanması sonucu oluşur. Beli zorlayan stresler (öne eğilme/bükülme, ağır yük taşıma vb.) özellikle belin en hassas bölgesi olan omurganın alt kısmında yoğunlaşır. Vücudun bu tip travmalara karşı yanıtı ağrılı kas spazmlarıdır. Bu nedenle yerden ağır bir şey kaldırmak, atlamak, düşmek veya uygun olmayan spor aktivitelerinde bulunmak kas zorlanmasına, bel tutulmasına neden olabilir. Ayrıca yorucu bir iş temposu, stres, ani bir hareket ya da tekrarlayan travmalar bu nedenlerden dolayı kronik (uzun süre devam eden) bel ağrısına neden olabilir.

2. Dejeneratif Disk Hastalığı

Omurgayı oluşturan yapılardan birisi de her iki omur arasında yastık görevi gören, jölemsi yapıdaki disklerdir. Diskin bir hastalığı olan “dejeneratif disk hastalığı” yaşlanmanın doğal bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Ne yazık ki vücut yaşlandıkça omurgalar arasındaki diskler esnekliğini ve şok emici özelliklerini kaybeder.

3. Faset Eklem Artriti

Faset eklemler omurgayı oluşturan eklemlerdendir. Kalça ve dizde olduğu gibi, faset eklemlerde de osteoartrit (kireçlenme) görülebilir. Bu durum bel ağrısına sebeb olabilir. Ağrı ve rahatsızlığa neden olan omurganın bu bölümünün dejenerasyon (yıpranma) veya osteoartriti (kireçlenme) basitçe faset eklemlerin hastalığı veya anormalliği anlamına gelen ‘faset artropatisi’ olarak adlandırılır.

4. Failed (başarısız) Back (belkemiği) Sendromu (FBS)

Bu ağrı sendromu genellikle başarısız bel ameliyatları sonrası oluşan kronik (uzun süre devam eden) şiddetli bel veya bacak ağrısını tanımlar.

5. Disk hernisi (bel fıtığı, disk kayması)

Omurlar arası diskin kayması, yırtılması veya ayrılması gibi anormallikler fıtık olarak tanımlanır. Eğer fıtıklaşan disk bir sinire bası yaparsa, ağrı bacağa doğru yayılır. Sinir ve omuriliğe bası devam ederse; bacak kaslarında kuvvet kaybı, his kusuru, reflekslerde azalma veya idrar tutamama gibi şikayetler oluşabilir.

6. Miyelopati

Gerek fıtık gerekse kireçlenme nedeni ile omuriliğe bası olmasıyla meydana gelir. Sıklıkla denge bozukluğu ve yürümede güçlük şeklinde kendini gösterir.

7. Spondilolistezis (Omurlarda kayma)

Bel omurlarının birbirlerinin üzerinde kayması ile meydana gelir. Omurganın alt bölümünde zamanla biçim bozukluğu ve omuriliğin içinde bulunduğu kanalın daralmasına neden olur. Genellikle ağrıyla ilişkilidir.

8. Lomer Stenoz (Omurga kanalında daralma/ dar kanal)

Lomber spinal stenoz (omurganın bel bölgesinde darlık); omurilik ve sinirlerin geçtiği omurga kanalının daralması ile oluşan bir hastalıktır. Kanaldaki bu darlık sinirlerin sıkışmasına neden olmaktadır. İleri derecede kanal darlığı olan hastalar yürümekle veya ayakta durmakla artan, oturmakla veya öne eğilmekle azalan her iki bacak ağrısından şikâyet ederler. İleri yaşlarda özellikle belli bir mesafe yürüyüşten sonra ortaya çıkan bacak ağrısı, uyuşma ve topallama ile kendini gösterir.

Siyatik Ağrısı (Siyatalji) Nedir?

Siyatik sinir, dördüncü ve beşinci bel omurları arasından çıkıp topuklara kadar uzanan vücudun en büyük siniridir. “Siyatalji” ise, bu sinire ait bozukluklarda ortaya çıkan, kalça ve kaba etlerden başlayıp bacak boyunca topuğa kadar yayılan ağrı anlamına gelir. Bu durum genellikle bel ağrısı ile birlikte görülür. Gerçek siyatalji, fıtıklaşmış bir diskin siyatik siniri oluşturan bir dalını basıya uğratması sonucu ortaya çıkar. Bu tip bel ağrısı diğer bel ağrısı nedenlerinden daha az görülür. Spor aktiviteleri ve ağır işler sonucu oluşan bel ve bacak ağrıları yanlışlıkla siyatalji olarak teşhis edilebilir. Tanıda önemli olan sinir kökünün bası altında kalmasına bağlı olarak ortaya çıkan radiküler (sinir kökü) ağrı ile kas-iskelet sistemden kaynaklanan gerilme ve burkulma ile oluşan yansıyan ağrının ayırt edilmesidir.

Gerçek siyataljinin en sık görülen belirtisi eşlik eden bel ağrısından daha şiddetli olan kalçadan başlayıp bacak ve ayağa doğru yayılan ağrıdır. Sıklıkla hastada bacak ağrısı oluşmadan birkaç gün veya hafta önce gelişen bel ağrısı öyküsü mevcuttur. Sonrasında bacak ağrısı bel ağrısından daha şidettli hale gelir veya bazı durumlarda bel ağrısı tamamen ortadan kaybolabilir.

Bel Ağrısı Hangi Sıklıkla Görülür?

Birçok insanda olduğu gibi sizde de hayatınız boyunca en azından bir kez bel ağrısı gelişebilir. Bel ağrısı, Amerika’da soğuk algınlığından sonra doktora başvuruların en sık 2. nedenidir. Bele ait yaralanmaların birçoğu işyerinde gelişir. Bel ağrısı akut (kısa süreli) veya kronik (uzun süre devam eden, devamlı, 3 aydan fazla olan) olarak sınıflandırılabilir. Yaşam boyunca bir insanda akut bel ağrısı birden fazla görülebilmekle birlikte uzun süre devam eden bel ağrısı nadiren görülür.

Neden Bel Ağrısı Sık Görülür?

İnsanoğlu dik konumda yürür. Dört ayak üzerinde yürümediği için bel kısmı vücut ağırlığının büyük çoğunluğunu taşımak durumundadır. Ağır yük kaldırma, dönme, burkulma veya öne-yana eğilme gibi durumlarda omurgayı zorlayan kuvvetler özellikle belin alt bölgesinde yoğunlaşır. Günlük yaşamda yük kaldırma, eğilme vb. aktivitelerden dolayı bel bölgesi siz farkında olmadan pek çok kez travmaya maruz kalır. Omurganın en çok hasarlanan bölümü olması nedeniyle toplumda bel ağrısına sık rastlanmaktadır.

Bel Ağrısının Seyri Nasıldır?

Bel ağrısı çoğunlukla 3 aydan daha kısa sürer. Genellikle bel ağrılarının % 60’ı 1 haftada, % 90’ı 6 haftada ve %95’i 12 haftada sona erer. Bel ağrısının %98’den fazlası 1 yıl içinde tamamen geçer.

Beli bir kez incittikten sonra diğer zedeleme olasılığı artar. Bel ağrısından kurtulan kişilerin birçoğunda bir yıl içinde yeniden bel ağrısı gelişir. Birçok insanda ise hayatlarının bir bölümünde tekrar ağrı gelişir.

Uzun süren (kronik) ağrı, yorgunluk, huzursuzluk ve aktivite kısıtlılığı yapmasının dışında bir takım diğer problemleri de beraberinde getirebilir. Eğer bel ağrısı vücudu daha farklı şekilde kullanmaya yol açıyorsa (topallama, farklı şekilde oturma vb.), vücudun diğer bölümlerinde de ağrı oluşabilir. Uygun tedavi edilmemesi durumunda kısır döngü oluşur ve kronik ağrı sendromu kişide özürlülüğe neden olabilir.

Bel ağrısı açısından risk altında mıyım?
  • İnşaat işi veya ağır yük kaldırma, defalarca eğilme ve bükülme vb. aktiviteleri gerektiren ya da tüm vücutta titreşime neden olan bir işte çalışıyorsanız (örneğin kamyon şoförlüğü yapmak veya asfalt parçalayıcı aletler kullanmak)
  • Kötü postürünüz (bedenin genel duruşu) varsa,
  • Hamileyseniz,
  • 30 yaşın üstündeyseniz,
  • Sigara içiyor, egzersiz yapmıyor veya aşırı kiloluysanız,
  • Artrit (eklem iltihabı) ya da osteoporozunuz (kemik erimesi) varsa,
  • Stresli ya da depresif yapıdaysanız bel ağrısı açısından risk altındasınız.

Bel ağrısı için hangi durumlarda mutlaka doktora gitmem gerekir? Bel ağrım ciddi mi?

Bel ağrısının çoğu bazı basit, kendi kendine bakım yöntemleriyle birkaç haftada sona erer. Eğer ağrınız çok şiddetliyse ya da birkaç haftadan uzun sürerse veya aşağıdakilerden herhangi birisi varsa, derhal doktorunuzla temasa geçiniz.

  • Bel ağrısı ciddi travma ya da düşme sonrası başlamışsa
  • Bacağınızda veya ayağınızda güçlüksüz/kuvvetsizlik varsa
  • İdrar veya gaita kaçırma veya idrar yaparken zorlanma oluyorsa
  • İsteğiniz dışında kilo kaybediyorsanız
  • Bel ağrısı ile birlikte sebebi açıklanamayan ateş, gece terlemesi, halsizlik gibi başka belirtiler varsa
  • Ağrı ve uyuşukluk, bir ya da iki bacak boyunca yayılıyorsa
  • Anüs veya genital bölgede hissizlik veya uyuşma varsa
  • Ağrınız öksürmekle veya hapşırmakla kötüleşiyorsa
  • Ağrınız uykudan uyandırıyorsa
  • Ağrınız özellikle gece artıyorsa
  • Yatmakla bel ağrısı kötüleşiyorsa
  • Belde ya da omurgada kızarıklık ve şişlik varsa
  • İdrar yaparken yanma veya idrarda kan varsa
  • Çok keskin, batıcı karakterde ağrı varsa
  • Ağrınız gittikçe kötüleşiyor, vücut duruş pozisyonunuzu değiştirmenize rağmen ağrıda bir azalma olmuyorsa
  • Başka bir organda kanser varsa
  • Kortizonlu ilaç ya da damar yolundan ilaç kullanıyorsanız
  • Daha önce bel ağrınız olmamışsa
  • Daha önceki bel ağrınızdan tamamen farklı bir bel ağrınız olmuşsa
  • Bel ağrınız 4 haftadan uzun sürmüşse

Hareketsizlik ve egzersiz yapmamak bel ağrısına neden olur mu?

Bel, boyun, kollar ve bacaklarda ağrı, tutukluk ve katılık-sertlik sıklıkla kaslardaki birtakım değişiklikler sonucu ortaya çıkar. Bel ve boyun problemlerinin %80’den fazlasının nedeni yıllardır süregelen, alışılmış duruş bozukluklarına bağlı gelişen kas sertliğidir. Yapılan çalışmalar bu durumun engellenebileceğini göstermiştir. Duruş bozukluğunun ve hareketsiz, egzersizden yoksun hayat biçiminin bel ağrısı riskini yıllar içinde artırdığı gösterilmiştir.

Egzersiz bel ağrısını nasıl engeller?

Egzersiz ile:

  • Kötü duruş düzeltilebilir,
  • Bel kasları güçlendirilebilir ve esneklik sağlanabilir,
  • Kilo verilebilir,
  • Düşmeler engellenebilir.

Hangi egzersizler bel ağrısını önlemede etkilidir?

Bel ve karına yönelik egzersizler önemlidir. Bel ve karın adalelerini güçlendirici ve bel adalelerini gerici egzersizler yapılmalıdır. Bel ağrısı için yüzme en iyi aerobik egzersizdir. Pratik olarak aşağıdaki kolay egzersizler bel ağrınız için yararlıdır:

1. Pelvik tilt hareketi:

Yukarıdaki şekilde görüldüğü gibi normalde belde lordoz denen bir çukurluk bulunur. Bel için en iyi egzersizlerden birisi bu çukurluğu yere bastırma hareketidir. Karın kaslarınızı kasarak belinizdeki çukurluğu şekilde görüldüğü gibi yere bastırınız, çukurluğu düzleştiriniz. Beş saniye bu şekilde durunuz. Bu harekete günde 2-3 kez tekrarla başlayıp yavaş yavaş 10 tekrara kadar çıkınız. Egzersizler için Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimine danışınız.

2. Diz göğse hareketi:

Her iki bacak düz şekilde sırt üstü yatınız. Bir bacağınızı yukarıdaki şekildeki gibi dizden kavrayarak göğsünüze doğru çekiniz ve bu pozisyonda 5 saniye bekleyiniz. Bu sırada belinizin çukurunu yere bastırınız. Daha sonrada diğer bacakla aynı hareketi tekrar ediniz. Sonra her iki dizinizi kavrayarak iki bacağınızı birden göğsünüze doğru çekiniz. Her harekette bacaklar göğsünüze çekili iken 5 saniye bekleyiniz. Bu hareketlere günde 2-3 kez tekrarla başlayıp yavaş yavaş 10 tekrara kadar çıkınız. Egzersizler için Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimine danışınız.

Bel ağrısından korunmak için başka nelere dikkat etmem gerekir?

Bel ağrısını engellemek için öncelikle vücut mekaniğine uygun, doğru bir şekilde ağırlık kaldırma ve öne eğilmeyi bilmek gereklidir. Bunun için aşağıdaki önerilere uyunuz:

  • Ağır nesneleri kaldırırken sırtınızı dik ve yükü vücudunuza yakın tutunuz.
  • Yükü kaldırırken belinizi/sırtınızı öne, sağa veya sola bükmeyiniz.
  • Yük ile ayağa kalktığınızda öne doğru eğilmeyiniz.
  • Yerden herhangi hafif bir eşyayı bile mutlaka dizlerinizden çömelerek ve bacaklarınızdan güç alarak kaldırınız.
  • Nesneleri kaldırırken ve indirirken karın kaslarınızı sıkılaştırınız (kasınız).
  • Ağır yük taşırken geniş destek yüzeyi sağlamak için bacaklarınızı birbirinden ayırınız.
  • Şayet yük ağır veya hantal ise birinin yardımı olmadan kaldırmayınız.
  • Ayakta uzun süre durmaktan kaçınınız. Eğer işiniz için ayakta durmak zorundaysanız bir ayağınızın altına küçük bir basamak koymalısınız. Sıklıkla ayak değiştiriniz.
  • Yüksek topuklu ayakkabı giymeyiniz. Yürürken yastıkçıklı tabanlık kullanınız.
  • Oturarak çalışıyorsanız -bilgisayar kullanırken vb.- kullanılan sandalyenin yüksek, sert ve ayarlanabilir bir arkalığı olmasına özen gösteriniz. Sandalyenin arkalığı, beli ve sırtı desteklemelidir. Dik pozisyonda oturmalı, sırt arkaya tam olarak yaslanmalıdır. Ayrıca sandalye etrafında dönebilmeli ve kol desteği olmalıdır.
  • Otururken ayaklarınızın altına küçük bir basamak yerleştirerek dizlerinizin kalçalardan yüksekte olmasına dikkat ediniz.
  • Otururken veya araba sürerken küçük bir yastık veya yuvarlanmış havlu ile belinizi destekleyiniz.
  • Araba kullanırken pedallara kolaylıkla ulaşabileceğiniz şekilde koltuğunuzun yüksekliğini ayarlamalısınız. Eğilmeyi engellemek amacıyla koltuğunuzu olabildiğince öne doğru getiriniz ve direksiyona yakın oturunuz. Eller direksiyon üzerinde 2’ye 10 kala pozisyonda ve dirsekler hafif bükülü durumda tutulmalıdır. Koltuğun açısı beli destekleyecek şekilde olmalıdır. Uzun süreli araç kullanırken, 2 saatte bir mola vermeli, kısa bir yürüyüş ve germe egzersizleri yapmalısınız. Sürüşten hemen sonra ağır nesneler kaldırmayınız.
  • Son zamanlarda yapılan çalışmalar, orta sertlikte zeminde uyumanın sert zeminde uyumaktan daha iyi olduğunu göstermektedir.
  • Sigarayı bırakınız.
  • Kilo veriniz.
  • Gevşemeyi öğreniniz; yoga ya da masaj gibi yöntemleri deneyiniz.

Bel ağrısı için tedavi seçenekleri nelerdir?

Omurganın bazı özel hastalıkları cerrahi girişim gerektirmesine rağmen birçok bel ağrısı kısa süreli istirahat, çeşitli ilaçlar, egzersizler, fizik tedavi uygulamaları ve koruyucu önlemlerle tedavi edilebilir. Bel ağrınızın size uygun tedavisi için Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekiminin önerilerine uyunuz. Bel ağrınızın nedeni konusunda bilgi edininiz. Doktorunuz sizin için en uygun tedavi yöntemini belirleyecektir.

Akut bel ağrısında yapmam ve yapmamam gereken şeyler nelerdir?
  • Ağrılı bölgeye buz uygulaması yapabilirsiniz. Bu işlemi günde 2-3 kez uygulayabilirsiniz.
  • Oturmakla ağrılarınız artıyorsa oturmayınız. Eğer oturmak zorundaysanız 30 dakikayı aşmayacak şekilde kısa süreli oturmaya özen gösteriniz.
  • Eğer bel korseniz varsa (hekim tarafından önerilmişse) korseyi ayağa kalkınca hareket halinde ve hatta önerilmişse uyurken kullanmalısınız.
  • Üst ve alt vücut parçasının ağırlıkla çalıştırılması ya da aerobik hareketlerden oluşan egzersizler akut dönemde önerilmemektedir. Bu dönemde yapılan aktif hareketlerin doğal iyileşmeyi geciktirdiği, şikayetlerin süresinin uzamasına neden olduğu bildirilmektedir.
  • Hiçbir şeklide ağırlık kaldırmayınız.
  • Kanepe, sedir gibi yumuşak zeminde yatmayınız. Kullandığınız yatak ne omurgayı zorlayacak kadar sert, ne de içe çökecek kadar yumuşak olmalıdır.
  • Kabız olmamaya dikkat ediniz. Bunun için hafif ve yumuşak yiyecekler yiyiniz.
  • Tuvalette ıkınmayınız, bu ağrınızı şiddetlendirebilir.
  • Öksürürken, hapşırırken karın içi basıncınızı fazla artırmamaya özen gösteriniz.
  • Ağrınız geçene kadar cinsel ilişkiden kaçınınız.

Buz kullanmak için en uygun zaman nedir?

Buz uygulmasını, yaralanmadan hemen sonra veya ağrınızın en şiddetli olduğu dönemde yapmanız uygundur. Pek çok ağrı vücudun derin dokularında olan enflamasyona (iltihabi olaylar, yangıya) bağlı gelişir. Yangıyı azaltmak amacıyla soğuk uygulama yapılmalıdır. Akut dönemde (olaydan hemen sonraki dönem) ısı uygulaması zararlıdır. Sıcak aldatıcıdır çünkü uygulandığında şikâyetleri kısmen rahatlatır, ancak aslında yangıyı uzatarak durumun kötüleşmesine yol açabilir.

Buzu nasıl uygulamalıyım?

En iyi metot dondurulduktan sonra yumuşak kalan tekrar kullanılabilir hazır buz paketlerinin (icepack) kullanılmasıdır. Bu paketler ucuzdurlar ve uzun süre kullanılabilirler. Ayrıca etrafı da ıslatmaz. Eğer bu paketler yoksa buz parçalarını uygun bir poşete koyduktan sonra poşeti havluya sararak uygulama yapabilirsiniz.

Buz paketlerini 10–15 dakikadan fazla koymamak gerekmektedir. Sonra 30 dakika kadar uygulamaya ara verilmelidir. 10–15 dakikalık periyotlar boyunca tekrar uygulama yapılabilir.

Yukarıdaki kurallara uyulduğu sürece gün boyunca buz konulabilir. Fakat pratik olarak günde 5 veya 6 uygulama yeterli olacaktır.

Kaç gün boyunca buz kullanabilirim?

Ağrı olduğu her zaman buz kullanılabilir. Eğer ağrı 5 günden fazla devam ederse Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimine başvurunuz.

Bel ağrım için ne kadar süre ile istirahat etmeliyim?

Son 10–20 yıl boyunca yapılmış bilimsel çalışmalar uzun süreli istirahatın bel ağrısı için uygun tedavi olmadığını defalarca doğrulamıştır. Tam tersine istirahat aşırı ağrıya, yıllar boyunca daha sık ağrılı dönemlere, işgücü kaybına ve artmış sakatlığa yol açar. Günümüzdeki öneri, eğer ağrı aşırı bir zorlama yapmıyorsa istirahat edilmemesi yönündedir. Eğer hasta yatmak zorundaysa en fazla önerilen yatak istirahatı 2-3 gündür.

Ağrı sonrası işimde çalışmaya devam edersem bir zarar görür müyüm?

Genelde zarar vermezsiniz fakat birkaç konuda dikkatli olunmalıdır. Yaralanma oluştuktan hemen sonra doku hasarı ve yangı görülmesi olağandır. Bu periyot boyunca hasarın iyileşmesine izin vermek amacıyla aktivitelerin sıklığı ve yoğunluğu azaltılmalıdır. Bununla beraber uzun süreli yatak istirahatının zararlı etkilerinin olabileceğini gösteren bilimsel çalışmalar vardır. Aktivitelerde yavaş yavaş mümkün olan en kısa zamanda normal düzeyine çıkılmalıdır. Uzun sürelerle aktivitelerden kaçınmak ve devamlı istirahat etmek hasar verici olabilir. Bununla beraber tam tersine aşırı şekilde aktivitelerle zorlanmak da zararlı olabilir.

Cerrahi girişime gereksinimim var mı?

Bel ve bacak ağrısı olan hastaların birçoğunun cerrahi girişime ihtiyacı yoktur. Çünkü ameliyat bu grup hastalıkların yalnızca ufak bir kısmında gereklidir. Diskektomi (bel fıtığı cerrahisi) bel ağrısı için değil, şiddetli ve devamlı bacak ağrısı için uygulanan bir cerrahidir. Dekompresyon (basıncı azaltma) cerrahisi yürümekle bacak ağrısı olan yaşlı (60 yaşından büyük) hastalarda uygulanır. Füzyon (birleştirme, kaynaştırma) bel ağrısını tedavi etmekte kullanılır ve dikkatli değerlendirme ve açıklama gerektirir. Ağrı şiddetli olsa da bel ağrısı olan birçok insana ameliyat gerekmez.

Direkt grafi (röntgen filmi) çektirmem gerekir mi?

Direkt grafi (röntgen filmi) çok nadiren bel ağrısının nedenini gösterebilir. Direkt grafi ile omurgaya ait özellikle dejeneratif (kireçlenme vb.) değişikliklerin varlığı değerlendirilebilir. Ancak disk, omurgaya ait bağ ve kaslar hakkında direkt grafi ile bilgi edinilemez. Düşme gibi travmalardan sonra okurgada kırık olup olmadığını değerlendirmek için direkt grafi istenebilir.

MR incelemesi gerekir mi?

Bel ağrısının teşhisinde ve durumunda esas yol gösterici olan hastanın anlattığı şikayetler ve doktorun yaptığı muayenedir. MR’a çoğu zaman gerek yoktur. Ancak toplumumuzda sanki her hastada MR gerekliymiş gibi yanlış bir yönlendirme vardır.

MR incelemesi şu durumlarda önerilmektedir:

  • Ameliyata kara verilmiş hastada ameliyat öncesi fıtığın durumunu kontrol etmek için,
  • Genel olarak disklerin kontrolu için,
  • Bel ağrısının nedeni olarak nadir görülen bir durumdan şüpheleniliyorsa.

MR’nin yanlış sonuç verme oranı yüksektir. Ağrıyla ilgisi olmayan değişiklikler MR’de görülebilir ve yanlış olarak ağrının nedeni bu değişikliklere başlanabilir. MR görüntüleme, sıklıkla bel ağrısının nedenini göstermez. Yukarıda da söylediğimiz gibi önemli olan esas olan hastanın şikayetlerinin değerlendirilmesi ve doktorun muayenesidir.

Bel ağrısı tehlikeli (ciddi) mi?

Ağrı çok şiddetli olsa bile bel veya bacak ağrısı tıbbi açıdan nadiren ciddidir. Aşağıdaki birkaç durum ciddi bel ağrısını işaret edebilir:

  • İlk bel ağrısının 20 yaşından önce veya 55 yaşından sonra olması,
  • Açıklanamayan kilo kaybı (hasta diyet uygulamadığı halde kilo vermektedir),

Eğer bu problemlerden herhangi birisi varsa gecikmeden Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimine görünmelisiniz.

Bende romatizma mı var? Bel ağrım romatizmaya mı bağlı?

Romatizma çok geniş bir kavramdır. Bu konuda romatizma ile ilgili hazırlanmış olan kitapçığımıza da bakabilirsiniz. Romatizmanın bir şekli olan osteoartrit (kireçlenme) bel ağrısına neden olabilir. Ayrıca bazı yangılı (enflamatuvar, iltihabi) romatizmal hastalıklar da değişik tiplerde bel ağrılarına neden olabilir. Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi bel ağrınızın hangi nedenle oluştuğunu araştıracak ve farklı hastalıklarda ortaya çıkabilen bel ağrısı için değişik tedaviler uygulayacaktır.

Romatizmaya (yangılı romatizmal hastalıklar) bağlı bel ağrısının farklılıkları nelerdir?
  • Bel ağrısının 40 yaşından önce yavaş ve sinsi olarak başlaması,
  • Bir saatten fazla süren beldeki sabah sertliği, katılığı,
  • Birçok yönde bel hareketlerinde zorluk, sertlik,
  • Başka eklemlerde artrit (yangılanma) olması (en çok kalça ve diz ekleminde)
  • Göz iltihabı, sedef gibi cilt problemleri, kolit (barsak sorunları) veya üretral (genital) akıntı gibi diğer sorunların olması,
  • Ailede yangılı romatizma varlığı.

Disk herniasyonu (bel fıtığı) felce neden olabilir mi?

Sinir kökleri çok dayanıklı yapılardır. Bu nedenle çok büyük bir bel fıtığının bile felce neden olması oldukça nadirdir. Ancak az rastlansa da büyük bir fıtık sinirlere baskı yaparak bacaklarda ilerleyen tarzda güçsüzlüğe, mesane ve bağırsak kontrol kaybına (idrar ve/veya gaitayı tutamama veya idrarın yapılamaması) neden olabilir. Eğer bu klinik bulgulardan herhangi birisi sizde mevcutsa derhal doktronuza başvurmalısınız.

Annem kemik kanserinden öldü. Bel ağrım kanserle ilgili olabilir mi?

Kanser ağrısı tipik olarak sürekli bir ağrı olup, şiddeti herhangi bir pozisyon değiştirmeyle, yatmayla, yürümekle değişmez. Sıklıkla gece ağrısı gündüz ağrısından daha rahatsız edicidir. Kanser olan hastada ayrıca sıklıkla bulantı, kusma, ateş, iştahsızlık, istem dışı kilo kaybı ya da aşırı yorgunluk gibi bel ağrısı dışında da belirtiler bulunur. Bazen tümör kemiğe yayılım gösterip kendini kemik tümörü gibi gösterebilir. Eğer bel ağrısı aktivite ile ilişkili ise (yani hareket etmekle artıp, yatmakla azalıyorsa) ve yukarıda belirtilen diğer belirtiler yoksa ağrının bir kemik tümöründen kaynaklanıyor olması pek muhtemel değildir.

Çocuğum 6 yaşında ve sürekli bel ağrısından yakınıyor. Bu ağrı geceleri şiddetleniyor. Ne yapabilirim?

Çocukta bel ağrısı son derece nadir olup varlığında bu durum büyük bir titizlikle değerlendirilmelidir. Bazen ağrı davranışsaldır, fakat altta yatan gerçek bir problem olabilir. Çocuklarda görülen bel ağrısında iki faktörün mutlaka değerlendirilmesi gerekir: enfeksiyon ve tümör. Bel ağrısı olan bir çocuğun hem Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon doktoru hem de Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları doktoru tarafından detaylı olarak incelenmesi ve gerekli tetkiklerin yapılması gereklidir.

Ben son zamanlarda sürekli olarak bel ağrısından yakınmaya başladım. Genellikle yüzükoyun uyuyorum. Bu pozisyonda uyumam bel ağrımın nedeni olabilir mi? Siz hangi pozisyonda uyumamı tavsiye edersiniz? Kullandığım yatak nasıl olmalıdır?

Kalça ve dizler hafifçe bükülü, karna çekilmiş olacak şekilde yan pozisyonda yatarak uyumakla bele binen gerilim en aza iner. Dizler arasına konan bir yastık basıncı daha da azaltır. Eğer sırtüstü uyumayı tercih ediyorsanız yine dizleriniz hafifçe bükülü olacak şekilde dizlerinizin altına bir yastık alın. Yüzükoyun uyumak belin doğal eğriliğini azaltır ve eklemlere daha fazla basınç binmesiyle bel ağrısına neden olabilir. Sırt üstü veya yan yatmak bel ağrısı oluşmaması açısından daha uygun pozisyonlardır. Uykuda kullanılacak yatak dayanıklı ve aşırı olmamak kaydıyla sert olmalıdır. Kalça yatağın içine doğru gömülmemelidir. Bu durum bel mekaniğini bozarak ağrıya neden olur.

Yeni bir yatak alma zamanı geldiğini nasıl bileceğim?

Yataklar destek yapısını ve konforunu yavaş yavaş kaybeder. Uzmanların ortak görüşü dinlendirici ve sağlıklı bir uykuyu temin etmek için yatağın 8–10 yılda bir değiştirilmesi gereğidir.

Mesleğim gereği ağır yük kaldırmak zorundayım. Bu yükleri taşırken belimi korumak için neler yapabilirim? Uygun yük kaldırma tekniği nedir?

Ağır maddeleri kaldırırken bel ağrısını önlemek için işin çoğunu vücudunuzun alt kısmının (bacakların) yapmasına izin vermelisiniz. Sırtınızın düz durumunu koruyarak kaldıracağınız objenin önünde dizlerinizden çömeliniz. Yükü dizlerinizin üzerinde yukarı kaldırırken karın kaslarınızı sıkılaştırınız. Kaldırdığınız nesneyi vücudunuza yakın tutarak kaldırınız, belinizi asla öne doğru bükmeyiniz, yani öne doğru belden eğilmeyiniz. Ağır eşyaları kaldırdığınızda veya taşıdığınızda omuzlar ve kalçalar daima aynı yönde olmalıdır. Ağır bir objeyi itebilecek durumdayken asla çekmeyiniz. Çok ağır eşyaları yerinden kımıldatmak için yardım isteyiniz. Temin edilebilirse el arabası, tekerlekli el arabaları veya çatallı kaldırıcılar kullanınız.

Fazla kilo bel ağrısına neden olur mu?

Kesinlikle olur. Kilo belin mekaniğinin bozulmasına ve beldeki anatomik yapılara gereğinden fazla yük binmesine neden olarak ağrı oluşturur. Yaşa göre ideal kiloda olmak bel ağrısının önlenmesi dışında diğer birçok sağlık problemlerini de engelleyecektir.

Sigara içmek bel ağrısına neden olabilir mi?

Evet olabilir. Sigara içmek belkemiğinin ve beldeki yumuşak dokuların beslenmesini bozar. Bunun sonucunda beldeki çeşitli yapılar normal özelliklerini kaybederek ağrıya neden olur.

Bilgisayarla çalışırken hangi poziyonda oturmalıyım?

Akılda tutulması gereken en önemli nokta "dik açı" kuralıdır. Resimde görüldüğü gibi dirsek, kalça ve dizler 90 derece dik tutulmalıdır. Ayaklar yerde düz bir şekilde durmalıdır. Gerekirse ayakların altında küçük bir basamak bulundurulabilir. Monitörün tepe noktası göz seviyesinden 15 derece kadar aşağıda olmalıdır. Oturulan sandalye bel çukurluğunu destekleyen nitelikte olmalıdır. Çalışırken uzun süreler aynı pozisyonda oturmamak gerekir.

Bel ağrısını önlemek için doğru duruş pozisyonları nelerdir? Hangi yanlış pozisyonlardan kaçınmam gerekir?

Doğru Yanlış

Doğru Yanlış









Sayfa Başı

KOCAELİ ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ
FİZİKSEL TIP VE REHABİLİTASYON ANABİLİM DALI

ROMATİZMA İLE İLGİLİ SIKÇA SORULAN SORULAR

Romatizma/ Romatizmal hastalık nedir? Artrit nedir?

“Romatizma” kelimesi, Yunan kökenli bir kelime olup eklemlerde iltihaplı sıvı birikmesi anlamına gelmektedir. Vücudumuzun hareket etmesini sağlayan kaslar, kemikler, eklemler ve bunları bir arada tutan bağlarda hasarlanmaya ve eklemlerde “ağrı, şişlik ve hareket kısıtlılığına” yol açan hastalıklara genel olarak “romatizma/romatizmal hastalıklar” denilmektedir. Sonuç olarak “romatizmal hastalıklar”, inflamasyon (iltihap, yangı) ile kendini gösteren ve vücutta bir ya da daha fazla eklem fonksiyonunda bozulma ile karekterize hastalıklardır. Sıklıkla ağrı, şişlik ve tüm vücutta veya ilgili eklem bölgesinde katılık/sertlik gibi bulgularla karakterizedirler. Genel olarak kronik (uzun süreli, süreklilik gösteren) hastalıklardır. Eklemlerin yanı sıra kalp, akciğer, böbrek gibi iç organları da etkileyebilirler. Bu nedenle yakınmalar her zaman için sadece eklemlerle sınırlı değildir.

Birçok insan romatizmal hastalıkların yerine “artrit” (eklem iltihabı) kelimesini kullanmaktadır. Latince kökenli bu kelime de “arth (eklem)” ve “itis” kelimelerinden oluşmuştur. “İtis” kelimesi mikrobik olmayan ve vücutta üretilen iltihap anlamına gelmektedir. Yani “artrit” kelimesi mikrobik olmayan eklem iltihabı/inflamasyonu anlamına gelmektedir. Birçok artrit çeşidi romatizmal hastalıların yalnızca bir kısmını kapsar. Her eklem ağrısı romatizma demek değildir. Toplumumuzda çoğunlukla romatizma kelimesi eklem ağrısı ile eşdeğer kullanılmakla birlikte bu her zaman doğru değidir. Herhangi bir eklem ağrısının romatizmal hastalıktan kaynaklanıp kaynaklanmadığı hekim tarafından belirlenmelidir.

Bazı romatizmal hastalıklar vücudun destek dokularını ve iç organlarını da etkilediği için “bağ doku hastalıkları” olarak da tanımlanır. Bazıları da bağışıklık sistemini etkilediği için “otoimmün hastalıklar” olarak da bilinirler. Bu hastalıklarda, normalde vücudu enfeksiyon ve hastalıklardan koruyan bağışıklık sistemi vücudun sağlıklı dokularına zarar vermektedir. Yani bu hastalıklar vücudun kendi savunma sisteminin kendisine zarar verecek şekilde çalışması sonucu ortaya çıkmaktadır.

Tüm bu bilgiler ışığında “artrit ve romatizma/romatizmal hastalıklar” terimleri bazen birbirlerinin yerine kullanılmaktadır. Romatizma tek bir hastalık değildir, yaklaşık 200 adet hastalık romatizmal hastalıklar içinde incelenmektedir.

Romatizmanın nedenleri nelerdir?

Romatizmanın birçok tipinde neden belli değildir. Çoğu romatizmal hastalıkta genetik yapı önemlidir. Yani sahip olduğumuz bazı genler romatizmaya yatkınlık yaratabilir. Genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel koşullar, çeşitli enfeksiyon etkenleri ve bilemediğimiz bazı durumlar da romatizmal hastalıkların ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir.

Bazı romatizma türlerinde çeşitli risk faktörleri bir arada bulunabilir. Örneğin; bozulmuş kıkırdak yapısı, kemiklerin birbirine uyumu ve hareketinde bozukluk, diğer romatizma tipleri ve obezite (şişmanlık) eklem hasarı ve yaralanmasına neden olur.

Romatizmanın bazı tiplerinde ise eklemlerin aşırı ve yanlış kullanılması, özellikle eklemlerin tekrarlayan stres altında kullanılması bursit (eklem çevresi yumuşak dokunu iltihabı), tendinit (kiriş iltihabı), karpal tünel sendromu (sinir sıkışması) gibi romatizmal hastalıklara neden olabilir.

Bilimadamları romatolojik hastalıkların ortaya çıkmasınına neden olan etkenler ve risk faktörleri hakkında çalışmalar yapmaktadırlar. Neden olan bazı faktörler bu çalışmalar neticesinde belirlenmiştir. Örneğin; osteoartritte (halk arasında kireçlenme olarak bilinmekte) kalıtımsal kıkırdak zayıflığı ya da eklem üzerinde aşırı, tekrarlayıcı travmaların rol oynadığı belirlenmiştir. Sistemik Lupus Eritematozus (SLE, Lupus), Romatoid artrit (RA) ve sklerodermada genetik (kalıtımsal) faktörlerin belirleyici rol oynadığı ve çevresel faktörlerin de bunların ortaya çıkmasını kolaylaştırdığını tespit etmişlerdir.

Romatizmal hastalıklarda önemli bir diğer faktör de cinsiyettir. Lupus, romatoid artrit, skleroderma ve yumuşak doku romatizması (fibromiyalji) genellikle kadınlarda daha sıktır. Bu durumun gelişmesinde hormonların ya da diğer erkek-kadın farklılıklarının rol oynadığı düşünülmektedir.

Kaç türlü romatizma vardır?

Romatizmal hastalıklar deyince geniş bir hastalık grubu akla gelir. İltihaplı eklem romatizmaları, omurga romatizmaları, gut (damla hastalığı), Behçet hastalığı, Ailevi Akdeniz Ateşi, osteoartrit (kireçlenme), osteoporoz (kemik erimesi), vaskülit (damar romatizmaları), fibromiyalji sendromu (yumuşak doku romatizması) gibi birçok hastalık bu grupta incelenir. Bu hastalıklardan birkaçı aşağıda anlatılacaktır.

Osteoartrit (Dejeneratif artrit, Kireçlenme)

Osteoartrit (kireçlenme) en sık görülen eklem hastalıklarındandır. Eklemlerdeki kıkırdak dokuda yıkım, yapısal bozulma ve yeni kemik oluşumları ile karakterize bir hastalıktır. Osteoartrit normal eklem yapısını bozarak eklemlerde ağrıya ve hareket kısıtlılığına neden olmaktadır. Osteoartrit (kireçlenme) birçok eklemi tutabilir. Sıklıkla elleri, dizleri, kalçayı, omurgayı etkilemektedir.

Romatoid artrit (RA)

En sık görülen iltihabi eklem hastalıklarındandır. Eklemlerde ve eklemleri çevreleyen yumuşak dokularda enflamasyona (iltihap) yol açan kronik bir hastalıktır. RA kronik ağrı, eklemlerde ileri şekil bozuklukları ve günlük yaşam aktivitelerinde yetersizliğe yol açabilir. Genellikle birden fazla eklem etkilenir ve eklemlerde simetrik (örneğin, sağ ve sol el bileği ve parmaklar) tutulum mevcuttur. Zamanla ilerleyen bu hastalık eklemler dışında iç organları da etkileyebilir. RA toplumun yaklaşık %1’ini etkiler. Genellikle genç-orta yaşlarda ortaya çıkar. Kadınlarda erkeklere oranla 2-3 kat daha fazla görülür. Nedeni tam olarak bilinemeyen bu hastalık kişiden kişiye de klinik farklılar gösterebilmektedir.

Spondiloartropatiler (Omurganın iltihaplı romatizmaları)

Temel olarak bu grup romatizmal hastalıklar omurgayı etkilerler. Bu grupta en sık görülen hastalık “Ankilozan Spondilit”tir. Ankilozan spondilit ve diğer spondiloartropatiler aşağıda kısaca açıklanmıştır.

a) Ankilozan Spondilit

Ankilozan spondilit, özellikle omurga ve leğen kemiğindeki eklemleri tutan, omurganın bel bölgesinde hareket kısıtlılığı yapan kronik bir hastalıktır. Omurganın hareketliliğini sağlayan eklem ve bağlarda iltihaplanma meydana gelir. Bu iltihaplanma ağrıya ve zaman içerisinde de hareket kısıtlılığına neden olmaktadır. Omurganın yanı sıra kalça, omuz ve dizler gibi eklemlerde de iltihaplanma gelişebilir. Ankilozan spondilit erkeklerde kadınlardan 2-3 kat daha fazla görülür. Hastalığın seyri kişiden kişiye değişiklik göstermektedir. Ciddi tutulumu olan kişilerde omurga hareketleri tamamen kısıtlanabilir. En sık görülen belirtileri, istirahatle artış gösteren bel ve kaba etlerdeki ağrı ve katılık/sertliktir. Ayrıca topuk ağrısı da sık görülen bir diğer şikayettir.

Ankilozan spondilit dışında, sedef hastalığı (psöriazis), iltihabi barsak hastalıkları ve reaktif artrit (Rreiter sendromu olarak da bilinir) spondiloartropati yapabilen diğer romatizmal hastalıklardandır.

b)Reiter Sendromu (Reaktif Artrit)

Genellikle alt üriner sistem (idrar yolları) ve bağırsak enfeksiyonları sonrasında eklemlerde gelişen iltihaplanma durumudur. Eklemde iltihaplanmanın yanı sıra göz problemleri, cilt döküntüsü ve ağız yaraları da görülebilir.

c) Psöriatik Artrit (sedef artriti)

Bir cilt hastalığı olan sedef hastalığı ile birlikte görülen bir romatizma şeklidir.

Sedef artritinin seyri genellikle değişken olmakla birlikte nispeten iyi gidişlidir. Genellikle 30 ile 50 yaşlarında başlar. Kadınlarda ve erkeklerde eşit oranda görülür.

d) Enteropatik Artritler

Ülseratif kolit, Crohn hastalığı gibi barsakları ilgilendiren hastalıklarda görülebilen bir romatizmal hastalıktır.

Gut (Damlacık hastalığı)

“Kralların hastalığı” olarak da bilinen bu hastalık çok eski zamanlardan beri bilinmektedir. Gut tuttuğu eklemlerde ağrı, duyarlılık, kızarıklık, şişlik ve ısı artışına neden olan; ataklarla seyreden romatizmal bir hastalıktır. Bu hastalık ürik asit fazlalığından oluşur. Kanda artmış olan ürik asit eklemlerde birikerek eklemde iltihaba yol açar. Genellikle her atakta tek bir eklemi etkiler ve bu eklem sıklıkla ayak başparmak eklemidir. Bunun yanı sıra diz, dirsek gibi eklemler de etkilenebilir.

Çok fazla alkol alımı, çok sıkı diyet ve açlık, özellikle proteinden zengin yiyeceklerin fazla yenmesi, ekleme herhangi bir travma vb. durumlar atakların gelişmesini tetikleyebilir.

Tüm romatizmal hastalıklar içinde en ağrılı olanıdır. Genellikle 40 yaş üstü erkeklerde görülür. Kadınlar ise genellikle menapoz sonrasında hastalığa yakalanırlar.

Yumuşak doku romatizmaları (eklem dışı romatizmal hastalıklar)

Yumuşak doku romatizmaları eklem dışı dokularda ağrı ve/veya şişlik gibi bellirtilere yol açarlar. Eklemlerin veya kasların aşırı kullanılması, uygunsuz vücut postürü (vücut duruşu) veya anormal kas veya eklem yapısı sonucu gelişir. Çok çeşitli yumuşak doku romatizmaları vardır. Örnek olarak bursitler, tendinitler, fasiitler sayılabilir. Bu hastalıklar bulundukları bölgelerde belirti verir.

Fibromiyalji Sendromu (FMS)

FMS, vücutta yaygın ağrı ve yorgunluk ile karakterize, sık görülen bir yumuşak doku romatizmasıdır. FMS, kesinlikle bir eklem hastalığı değildir, eklemi tutmaz ve eklemde hasar oluşturmaz. Ağrı ile birlikte yorgunluk, uyku bozukluğu, baş ağrısı, sabahları yorgun kalkma, ellerde şişlik hissi, sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma gibi belirtiler görülmektedir. Hastalığın nedeni kesin olarak bilinememektedir. Sıklıkla erişkin yaşlarda (35-60 yaş) görülmekte olup kadınlarda erkeklere oranla 6-10 kat daha sıktır.

Sistemik Lupus Eritematozus (SLE, Lupus)

SLE eklemleri, kasları ve iç organları etkileyen, çok çeşitli sağlık sorunlarına yol açabilen romatizmal bir hastalıktır. Vücudu enfeksiyonlara karşı korumakla görevli bağışıklık sisteminin anormal çalışmasından kaynaklanan kronik romatizmal bir hastalıktır. SLE; kalp, akciğer, cilt, eklemler, kan oluşturucu organlar, böbrekler ve hatta sinir sistemi gibi vücudun birçok sistemini etkileyebilir. Buna bağlı olarak artrit (eklem iltihabı) dışında böbrek rahatsızlıkları, merkezi sinir sistemi bozuklukları, anemi (kansızlık), ateş, kilo kaybı, karın ağrısı gibi belirtiler görülebilmektedir.

Polimiyalji Romatika

Belirli kas gruplarında (omuz ve kalça çevresi) ağrı ve tutukluk ile karakterize bir çeşit romatizmal hastalıktır. Bulguları omuzlar, kollar, bel ve kalçalarda ağrı ve tutukluktur. Nedeni bilinmemektedir. Özellikle 50 yaş üstü kişilerde görülür. Kadınlarda daha sıktır. Çoğu olguda kan sedimentasyon oranı yükselmiştir.

Osteoporoz (kemik erimesi)

Osteoporoz; kemik yoğunluğunun azalması ve kemik yapıda kırılganlıkla giden bir hastalıktır. Kemik yoğunluğunun azalması kırık riskinin artmasına neden olmaktadır.

Eklemlerde iltihaplanmaya neden olmaz. Önlenmesinde egzersiz ve uygun diyet takviyesi önemlidir.

Romatizma engellenebilir mi?

Çalışmalar bize birçok romatizma tipinin engelleme yöntemleri hakkında yeterli bilgi vermemiştir. Bununla beraber bazı romatizma tipleri engellenebilmektedir. Örneğin; akut romatizmal ateş penisilinle boğaz enfeksiyonu tedavisi ile engellenebilir. Lyme hastalığı, kene ısırıklarının engellenmesiyle önlenebilir ve semptomlar (bulgular) için erken dönemde antibiyotik tedavisi verilebilir. Şu anki çalışmalarla ilgili bazı bilgiler gelecekte bazı romatizma tiplerinin engellenebileceğini göstermektedir.

Romatizma kalıtsal mıdır?

Yukarıda romatizmal hastalıkların nedenleri arasında genetik yapının önemli olduğunu belirtmiştik. Kalıtım yoluyla sonraki nesillere aktarıldığı kesin olarak bilinen bazı romatizma formları olmakla beraber birçoğu kalıtımsal değildir.

İklim romatizmamı etkiler mi?

Soğuk ve nemli bir yerde yaşamak, sıcak ve kuru iklimli bir yere nazaran romatizmanızı daha hissedilir kılabilir. Nem oranında artış veya basınçta düşüş gibi hava durumundaki değişiklikler eklemlerin geçici bir süre hassaslaşmasına yol açabilir. Burada kişisel duyarlıklar da önemlidir. Ancak romatizmalı herkes hava değişikliğini tahmin edemez.

Aşırı kilo romatizmayı nasıl etkiler?

Aşırı kilo, kalça ve diz gibi ağırlık taşıyan eklemlerdeki baskıyı artırır. Osteoartrit (kireçlenme)’nin oluşmasında rol oynayabilir. Romatizmada şişmanlık artış gösterebilir. Çünkü romatizma nedeniyle oluşan halsizlik, eklem ağrısı ve eklemde katılık/sertlik egzersiz yapmayı engeleyebilir.

Romatizma diğer hastalıkların belirtilerini gizleyebilir mi?

Romatizma tanısı koyarken hekimin çok dikkat etmesi gerekir. Başka hastalıklar romatizmal bulgular verebileceği gibi, romatizmal hastalıkların bazıları da diğer başka hastalıklara benzeyebilir. Örneğin bazı kanser hastalıkları sadece romatizmal şikayetlerle kendini göstereblir. Veya bazı romatizmal hastalıkların ayırıcı tanısında kanser, enfeksiyon gibi hastalıklar da düşünülmelidir.

Hangi egzersizleri yapmalıyım?

Egzersiz mutlaka gereklidir ve romatizma tedavisinin bir parçasıdır. Ağrı ve eklemde katılık/sertliğin azalmasına, eklem hareketlerinin ve esnekliğinin sağlanmasına, kasların güçlenmesine ve deformasyonun (şekil bozukluğunun) önlenmesine yardımcı olur. Ancak unutulmamalıdır ki romatizmal hastalıklarda bazı egzersiz türleri zararlı olabilmektedir. Bu yüzden gelişigüzel egzersiz yapmamak gerekir. Romatizmal hastalıklarda Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon (FTR) doktoru tarafından tarif edilen egzersizler uygulanmalıdır.

Romatizma tedavi edilebilir mi?

Çoğu romatizma türünde ilaç tedavisi ile hastalık kontrol altına alınabilir ancak tamamen ortadan kaldırılamaz. Hastalık tamamen ortadan kaldırılamasa da hastalar birçok şikayetten kurtulabilir ve daha rahat bir hayat sürebilirler.

İlaçlarımı kullanmama rağmen neden hala ağrılarım oluyor?

Romatizmayı tedavi eden, ağrıyı hafifleten mevcut ilaçlar bazen tatmin edici olamamaktadır. Hatta en güçlü ilaçlar bile bazı romatizmal ağrıları tamamıyla yok edemez.

Romatizma teşhisinde ne tür testler uygulanıyor?

Romatizmayı teşhis edecek tek bir test yoktur. Tek bir test sapasağlam birinde anormal sonuçlar verebildiği gibi hastalıklı kişilerde normal sonuçlar verebilir. Teşhiste hemogram (kan sayımı), sedimantasyon oranı (sedim, eritrosit sedimentasyon hızı), Romatoid faktör (RF), ANA (antinükleer antikor), idrar tahlili, doku biyopsileri, aspirasyonlar ve röntgenler kullanılmaktadır. Ancak halk arasında yaygın olarak söylenen ve “doktor kanıma bakıp sende romatizma var dedi” söylemi çoğu zaman gerçeği yansıtamaz. Romatizma tanısını koyarken yukarıdaki tahliller elbette çok önemli olabilir ancak esasen hastanın bir bütün olarak değerlendirilmesi, detaylı hikayesinin alınması, çok ayrıntılı fizik muayenesinin yapılması gerekmektedir.

Romatizma nasıl tedavi edilir?

Erken teşhis başarılı romatizma tedavisinde önemli yer tutar. Romatizmal hastalıkların tedavisi hastalığın türüne göre ilaç, egzersiz, eklem koruyucu önlemler, hasta eğitimi, istirahat, sıcak ve soğuk uygulamalar, cihazlamalar ve cerrahi uygulamaları içermektedir.

Tedavi programının ana kısmı ilaç tedavisidir. Artrit ve romatizmada kullanılan birçok ilaç tedavisi vardır. Bunlar birkaç kategoriye ayrılmaktadır. En sık SOAİİ (steroid olmayan antiinflamatuvar ilaçlar) ve temel etikili antiromatizmal ilaçlar (hastalığı kontrol alan romatizmal ilaçlar; salazopirin, metotreksat gibi), kortizonlar, analjezikler (ağrı kesiciler), biyolojik ajanlar, bölgesel uygulamalar (krem, yağ, jel ve merhemler) gibi ilaçlar kullanılmaktadır. Bunun yanı sıra fibromyalji, gut (damla hastalığı) ve osteoporoz (kemik erimesi) gibi hastalıkların tedavisinde kullanılan değişik grup ilaçlar da mevcuttur.

Tedavi gereksinimleri günden güne değişim gösterebilir. Bazı hastalarda çoğu tedavi programları sonucunda ani, büyük değişikler olmayabilir. İyileşme genelde yavaş olur ve sabır gerektirir. Bu yüzden ilacı kullanır kullanmaz hastalığın hafiflemediğini düşünmek yanlış olur. İlaçların etki etmesi için biraz zamana gereksinim olabilir.

Kaplıca tedavisi romatizmama iyi gelir mi?

Genel olarak kaplıca ve sıcak uygulamaları iltihaplı eklem romatizmalarında önerilmez. Hatta hastalığın aktif döneminde hastaya zarar bile verebilir. Ancak osteoartritte (eklem kireçlenmesi) faydalı olabilir. Romatizmal hastalıklarda kaplıca tedavisinin bir Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon hekimi tarafından düzenlenmesi gerekmektedir.

Romatizma için özel bir diyet var mı?

Romatizma diyeti diye bir şey yoktur. Romatizma, kas iskelet sistemini içeren 200’den fazla farklı hastalığı işaret etmektedir. Bu hastalıkların tümü için uygun bir diyet uygulaması yoktur. Araştırmacılar, romatizmalı hastalara dengeli beslenmeyi önermektedirler. Aşağıdaki hastalıklarda diyet önemlidir:

Gut: Pürinden zengin (protein içeriği yüksek) gıdalar vücuttaki ürik asidi artırabilir. Bu yüzden bu hastalıkta yapılacak diyet yararlı olabilir.

Osteoartrit (kireçlenme): Aşırı kilo dizlerdeki yüklenmeyi dolayısıyla kireçlenme riskini artırmaktadır. Bu yüzden kireçlenme olan hastaların mutlaka kilo vermeleri gerekir.

Osteoporoz (kemik erimesi): Kemik erimesi için kalsiyum alımının yeterli olması gerekir. Alkol, kafein gibi içecekler de osteoporoz açısından risktir (lütfen osteoporoz broşürümüzü isteyiniz).

Alkol kullanımı romatizmalı hastaları nasıl etkiler?

Romatizmal hastalıklarda alkol kullanımı çok ciddi risklere neden olabilir. En önemlisi, alkolün romatizmada kullanılan ilaçlarla etkileşime girebilmesi ve hastalarda ciddi sorunlara yol açabilmesidir. Örneğin metotreksat kullanan hastaların kesinlikle alkolden uzak durmaları gerekmektedir. Bunun nedeni metotreksat ile birlikte alkol kullanımının karaciğer tahribatı riskini artırmasıdır. Ayrıca, alkol kandaki karaciğer fonksiyon testlerini yükseltebilir; bu durum da kullanılan ilaç tedavisinin dozunu etkileyebilir.

Alkol kullanımı, osteoporoz (kemik erimesi) riskini artırabilir.

Alkol kullanımı kilo artışına neden olacağından çeşitli romatizmal hastalıklar için risk oluşturur, tedavide güçlüklere neden olur.

Bir anda aşırı alkol kullanımı kandaki ürik asit seviyesinin ani yükselmesine ve akut gut atağına neden olabilir.

Uzun süreli alkol kullanımıyla sıklıkla kalça ekleminde avasküler nekroz denen hastalık oluşabilir. Bunun sonucunda hastalar kırıklara kadar varabilen ciddi sorunlarla karşılaşabilir.

İletişim

İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM)

Tel: 0-262-3127481

KOÜ Tıp Fakültesi Hastanesi Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Tel: 0-262-3037614

e-posta:

Prof. Dr. Erbil Dursun

erbildursun@hotmail.com

Prof. Dr. Nigar Dursun nigard@hotmail.com

Yard. Doç. Dr Murat İnanır

muratinanir@hotmail.com

Yard. Doç. Dr. Ilgın Sade ilginsade@gmail.com

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Anabilim Dalı

Tel: 0-262-3039500

erbildursun@hotmail.com
nigard@hotmail.com
muratinanir@hotmail.com

İzmit Rehabilitasyon Merkezi (İREM)

Tel: 0-262-3127481
Faks: 0-262-3127485

Yahya Kaptan Meslek Yüksekokulu (İş ve Uğraşı Terapisi Programı)

Tel: 0-262-3127481
Faks: 0-262-3127485

Sayfa Başı

 

 

Öğretim Üyeleri:

Prof.Dr.Nigar DURSUN  (Anabilim Dalı Başkanı)

Prof.Dr.Erbil DURSUN

Yard.Doç.Dr.Murat İNANIR

Yard.Doç.Dr.Ilgın SADE

Sayfa Başı

 

© Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi
Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Yerleşkesi
41380, Kocaeli
Tel: +90 (262) 303 75 75 / Belgegeçer: +90 (262) 303 70 03